muvazaa nedir? muvazaa sayılan haller nelerdir? Muris muvazaası, mirastan mal kaçırma ve muvazaanın sonuçları hakkında bilgi sahibi olun.

Muvazaa Nedir? Hukukta Muvazaalı İşlemler ve Sonuçları (2026 Güncel Rehber)

Ticari hayatta ve bireysel ilişkilerde, kişilerin gerçek niyetlerini gizleyerek farklı bir hukuki işlem yapıyormuş gibi görünmeleri, hukuk sistemimizde sıkça karşılaşılan ve oldukça karmaşık uyuşmazlıklara yol açan bir durumdur. Mefendizade Hukuk & Danışmanlık olarak, özellikle gayrimenkul devirlerinde, miras paylaşımlarında ve borçlu-alacaklı ilişkilerinde sıklıkla karşımıza çıkan bu sorunu tüm detaylarıyla ele alıyoruz. Hukuk terminolojisinde muvazaa olarak adlandırılan bu kavram, tarafların üçüncü kişileri aldatma amacı güderek gerçek iradelerine uymayan işlemler yapmasıdır.

Bu kapsamlı rehberimizde; muvazaanın temel unsurlarını, mutlak ve nisbi muvazaa türlerini, uygulamada en çok karşılaştığımız muris muvazaasını ve tapu iptal davası süreçlerini, 2026 yılının güncel Yargıtay içtihatları ve yasal düzenlemeleri ışığında derinlemesine inceleyeceğiz.

Muvazaa Nedir?

Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak maksadıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında öngörülen sonucu doğurmayacağı hususunda gizlice anlaştıkları görünürde bir işlem yapmalarıdır. Türk Borçlar Kanunu’na göre muvazaalı sözleşmeler kesin hükümsüz olup, baştan itibaren geçersiz sayılırlar.

Yukarıdaki tanım, muvazaanın kalbini oluşturur. Bir hukuki işlemin geçerli olabilmesi için, işlemi yapan kişilerin iç dünyalarındaki gerçek iradeleri ile dış dünyaya yansıttıkları beyanlarının birbirine uygun olması gerekir. Eğer taraflar, sırf alacaklılardan mal kaçırmak, daha az vergi ödemek veya bazı mirasçıları miras hakkından mahrum bırakmak için gerçekte hiç istemedikleri bir sözleşmeyi kasten yapıyorlarsa, burada irade ile beyan arasında bilerek yaratılmış bir uyumsuzluk vardır. Kanun koyucu, dürüstlük kuralına ve gerçek iradeye üstünlük tanıdığı için, bu tür danışıklı dövüş niteliğindeki işlemlere hukuki koruma sağlamaz ve onları geçersiz kılar.

Muvazaanın Temel Unsurları Nelerdir?

Bir hukuki uyuşmazlıkta işlemin muvazaalı olduğunu iddia edebilmek ve bu iddiayı mahkeme huzurunda ispatlayabilmek için, kanunun ve Yargıtay’ın aradığı belirli unsurların kümülatif olarak bulunması şarttır. Bu unsurlardan birinin eksikliği, işlemin muvazaa olarak nitelendirilmesini engeller.

Görünürdeki İşlem Nedir? (Muvazaalı Sözleşme)

Görünürdeki işlem, tarafların dış dünyaya, resmi kurumlara ve üçüncü kişilere karşı yapmış gibi gösterdikleri, ancak kendi aralarında hiçbir hukuki sonuç doğurmasını istemedikleri sözleşmedir. Bu işlem, bir tapu memurunun önünde yapılan resmi bir satış sözleşmesi, bir noterde düzenlenen araç devri veya yazılı bir borç senedi olabilir.

Görünürdeki işlemin en temel özelliği, şeklen kusursuz olmasıdır. Dışarıdan bakan birisi için, örneğin bir tapu satışı, tüm yasal prosedürlere uygun olarak gerçekleşmiş gibi görünür. Harçlar yatırılmış, imzalar atılmış ve sicile tescil yapılmıştır. Ancak bu vitrin işleminin arkasında, tarafların bu sözleşmenin bağlayıcı olmayacağına dair karşılıklı ve gizli bir mutabakatı yatmaktadır. Görünürdeki işlem, muvazaanın sahnesidir; ancak bu sahnede oynanan oyun gerçeği yansıtmaz. Hukuken bu işlem, tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için kesin hükümsüzdür.

Muvazaa Anlaşması: Tarafların Gizli Mutabakatı

Muvazaanın belkemiğini oluşturan unsur, muvazaa anlaşmasıdır. Görünürdeki işlemin yapılmasından önce veya en geç o işlemle eş zamanlı olarak, tarafların bir araya gelip “Biz dışarıya karşı bu satışı/devri yapıyormuş gibi görüneceğiz ama bu işlem aramızda hiçbir hukuki sonuç doğurmayacak, kimse kimseden bedel veya mal talep etmeyecek” şeklinde anlaşmalarıdır.

Bu gizli mutabakat, muvazaayı diğer irade sakatlıklarından ayıran en önemli özelliktir. Hata veya hilede taraflardan biri yanılır veya aldatılırken; muvazaada her iki taraf da ne yaptığını gayet iyi bilmektedir. İki tarafın da bilerek ve isteyerek, ortak bir senaryo yazmaları söz konusudur. Muvazaa anlaşması, herhangi bir şekil şartına tabi değildir; sözlü, yazılı veya zımni olabilir. Ancak ileride doğacak ihtilaflarda tarafların birbirlerine karşı muvazaayı ispat edebilmeleri için kural olarak bu anlaşmanın yazılı bir belgeye dayandırılması büyük önem taşır.

Gizli İşlem: Tarafların Gerçekte İstediği Sözleşme

Gizli işlem unsuru, yalnızca nisbi muvazaa adı verilen türde karşımıza çıkar. Mutlak muvazaada taraflar gerçekte hiçbir işlem yapmak istemezken, nisbi muvazaada tarafların asıl yapmak istedikleri, ancak çeşitli sebeplerle dış dünyadan sakladıkları gerçek bir sözleşme vardır.

Örneğin, bir baba oğluna evini bağışlamak istemektedir. Ancak diğer çocuklarının ileride itiraz etmesinden çekindiği veya tapu harcını farklı ödemek istediği için, tapuda bu işlemi satış olarak gösterir. Burada tapudaki satış işlemi görünürdeki işlem, babanın oğluna evi bedelsiz verme iradesi ise gizli işlem dir. Hukuk sistemimiz, görünürdeki işlemi gerçek iradeyi yansıtmadığı için geçersiz sayarken; gizli işlemin geçerli olup olmadığını, o işlemin kanunun aradığı şekil şartlarına uygun yapılıp yapılmadığına bakarak değerlendirir.

Aldatma Kastı Nedir? (Üçüncü Kişileri Yanıltma Amacı)

Bir işlemin muvazaalı sayılabilmesi için tarafların bu sahte tabloyu belirli bir amaç uğruna yaratmış olmaları gerekir. Bu amaç, istisnasız olarak üçüncü kişileri aldatma kastıdır. Üçüncü kişi kavramı; alacaklıları, devletin vergi kurumlarını, diğer mirasçıları veya boşanma aşamasındaki eşi kapsayabilir.

Taraflar, gerçek durumu gizleyerek, üçüncü kişilerin hukuki durumlarını etkilemeyi, onlara zarar vermeyi veya haksız bir menfaat elde etmeyi hedefler. Örneğin, hakkında icra takibi başlatılacağını öğrenen bir borçlunun, hacizden kurtulmak için evini güvendiği bir arkadaşına satmış gibi göstermesi, doğrudan doğruya alacaklıları aldatma kastı taşır. Aldatma kastının varlığı, muvazaanın ahlaka ve dürüstlük kurallarına aykırı yapısını ortaya koyar ve kanunun bu işleme neden koruma sağlamadığının temel gerekçesini oluşturur.


Muvazaa Türleri ve Aralarındaki Farklar Nelerdir?

Hukuk pratiğimizde muvazaa, tarafların gizledikleri gerçek iradelerine ve işlemin niteliğine göre çeşitli alt türlere ayrılmaktadır. Bir davanın nasıl açılacağı, hangi delillerin kullanılacağı ve işlemin sonucunun ne olacağı, karşı karşıya kalınan muvazaa türünün doğru tespit edilmesine bağlıdır.

Mutlak Muvazaa Nedir? (Hiçbir İşlem Yapmama İradesi)

Mutlak muvazaa, tarafların gerçekte hiçbir hukuki muamele yapmak istemedikleri halde, sadece üçüncü kişileri aldatmak amacıyla görünürde bir işlem yapmaları durumudur. Mutlak muvazaada bir gizli işlem bulunmaz. Sadece görünürdeki yalan bir işlem ve bu işlemin geçersizliğine dair muvazaa anlaşması vardır.

En tipik örneği, iflas etmek üzere olan veya borca batık durumdaki bir tacirin, mallarının haczini engellemek için, gerçekte hiçbir para almadan tüm taşınmazlarını ve araçlarını yakın bir akrabasına veya dostuna devretmesidir. Bu devir işleminde tarafların amacı mülkiyeti gerçekten devretmek değil, sadece malları alacaklıların erişiminden uzak tutmaktır. Tehlike geçtiğinde mallar tekrar asıl sahibine devredilecektir. Mutlak muvazaada ortada tek bir işlem vardır ve bu işlem kesin hükümsüz olduğu için hukuken hiçbir değer taşımaz.

Nisbi Muvazaa Nedir? (Başka Bir İşlemi Gizleme İradesi)

Nisbi muvazaa, tarafların asıl yapmak istedikleri hukuki işlemi, dış dünyaya karşı yaptıkları farklı bir işlemin arkasına saklamalarıdır. Burada tarafların arasında bir hukuki ilişki kurma iradesi gerçekten vardır; ancak bu iradenin niteliği, dışarıya yansıtılandan tamamen farklıdır.

Nisbi muvazaa genellikle sözleşmenin türünde karşımıza çıkar. Muris muvazaası dediğimiz mirasçılardan mal kaçırma eylemleri bunun en yaygın örneğidir. Kişi gerçekte bağışlamak istediği bir gayrimenkulü, tapuda satış gibi göstererek devreder. Burada görünürdeki satış sözleşmesi, tarafların bedel ödeme/alma iradesi olmadığı için batıldır. Gizli sözleşme olan bağışlama ise, tapuda resmi şekilde yapılmadığı, memur önünde bağışlama iradesi açıklanmadığı için şekil eksikliğinden dolayı geçersiz olur. Dolayısıyla her iki işlem de çökerek gayrimenkulün asıl sahibine veya mirasçılarına dönmesi sonucu doğar.

Bedelde Muvazaa (Tapuda Düşük Satış Gösterme)

Bedelde muvazaa, sözleşmenin tamamında değil, sadece içeriğindeki bir unsurda, özellikle de bedel kısmında yapılan danışıklı işlemdir. Türkiye’de gayrimenkul alım satımlarında en sık karşılaşılan hukuki ihlallerden biridir.

Taraflar, gerçekte evi 5.000.000 TL’ye alıp satma konusunda anlaştıkları halde, daha az tapu harcı ödemek veya satıcının değer artış kazancı vergisini düşük göstermek amacıyla, tapu sicil müdürlüğünde resmi satış bedelini belediye rayiç bedeli olan örneğin 1.000.000 TL olarak beyan ederler. Burada görünürdeki işlem ve gizli işlem vardır. Yargıtay uygulamalarına göre bedelde muvazaa, tapunun iptaline neden olmaz. Sadece tarafların eksik ödedikleri harçların ve vergilerin cezalı olarak tahsil edilmesi sonucunu doğurur. Çünkü tarafların mülkiyeti devretme iradesi gerçektir, sadece devrin değeri konusunda devleti yanıltma kastı bulunmaktadır.

Şahısta Muvazaa (Gerçek Alıcıyı Gizleme)

Şahısta muvazaa (nam-ı müstear), bir hukuki işlemin gerçek tarafı olan kişinin, kendi kimliğini gizleyerek işlemi bir başkasının adına yapmasıdır. Burada sözleşmenin içeriğinde veya bedelinde bir yalan yoktur; yalan olan sözleşmenin tarafıdır.

Örneğin, yasal bir engel nedeniyle kendi adına ihale alamayan bir müteahhit, ihaleye kendi güvendiği bir çalışanını sokar. İşlemler çalışan adına yapılır, ancak parayı müteahhit öder ve gerçek malik müteahhittir. Veya memuriyet statüsü nedeniyle ticaret yapması yasak olan bir kişinin, şirketi eşinin veya kardeşinin üzerine kurması şahısta muvazaaya örnektir. Bu durumlarda, gerçek hak sahibi ile emanetçi kişi arasındaki iç ilişki inançlı işlem kurallarına göre çözülür.

Muvazaa Türleri Karşılaştırma Tablosu

Muvazaa türleri arasındaki temel farkları daha net kavrayabilmek adına aşağıdaki tabloyu inceleyebilirsiniz:

Muvazaa TürüGörünürdeki İşlemGizli İşlem Var mı?Temel AmaçHukuki Sonucu
Mutlak MuvazaaVar (Ancak sahte)YokAlacaklıdan mal kaçırmak, haczi engellemek.İşlem tamamen iptal olur (kesin butlan).
Nisbi MuvazaaVar (Sözleşme türü farklı)VarMirasçıdan mal kaçırmak, işlemi gizlemek.Görünür işlem batıl, gizli işlem şekle uymazsa o da geçersiz.
Bedelde MuvazaaVar (Düşük bedelli)Var (Gerçek bedel)Tapu harcından ve gelir vergisinden kaçınmak.Tapu iptal olmaz, ancak vergi/harç cezası doğar.
Şahısta MuvazaaVar (Saman adam ile)Var (Gerçek şahısla)Yasal engelleri aşmak, kimliği gizli tutmak.İnançlı işlem kurallarına göre iç ilişkide çözülür.

Muris Muvazaası Nedir? (Mirasçılardan Mal Kaçırma)

Türkiye’de gayrimenkul hukuku ve miras hukuku pratiğinde en büyük dava yükünü oluşturan konu başlığı muris muvazaasıdır. Muris muvazaası, bir kişinin mirasçılarından genellikle eşinden veya bazı çocuklarından mal kaçırmak amacıyla, gerçekte bedelsiz olarak devrettiği taşınmazını, tapu sicilinde satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstermesidir.

Miras Hukukunda Muvazaa ve Saklı Payın Korunması

Miras bırakanlar, hayattayken kendi malları üzerinde diledikleri gibi tasarruf etme hakkına sahiptirler. Ancak bu hak mutlak değildir; kanun koyucu, mirasçıların saklı paylarını korumak amacıyla bu serbestiye sınırlar getirmiştir. Özellikle ataerkil toplumsal yapılarda, miras bırakanın erkek çocukları kız çocuklardan kayırması veya ikinci eşine tüm malları bırakarak ilk evliliğinden olan çocuklarını mirastan mahrum bırakma çabası sık görülür.

Miras bırakan, malı doğrudan bağışlasa, ölümünden sonra diğer mirasçılar tenkis davası açarak saklı paylarına tecavüz eden bu bağışlamayı bozabilirler. Bunu bilen miras bırakan, bağışlama işlemini bir “satış” kılıfına sokar. Çünkü gerçek bir satış işlemi karşılığında murisin malvarlığına para gireceği için, mirasçıların bir kaybı olmayacak ve tenkis davası açılamayacaktır. İşte saklı pay kurallarını dolanmak için başvurulan bu hileli tapu devri, muris muvazaasının temelini oluşturur.

Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası

Muris muvazaasının hukuki dayanağı, Türk hukuk tarihinin en önemli kararlarından biri olan 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’dır. Bu karara göre; miras bırakanın, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklayarak devretmesi halinde, görünürdeki satış sözleşmesi muvazaa nedeniyle, gizli bağışlama sözleşmesi ise şekil eksikliği nedeniyle geçersizdir.

Bu durumdan zarar gören saklı pay sahibi olsun veya olmasın tüm mirasçıları, murisin ölümünden sonra, devralan kişiye karşı muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davası açabilirler. Bu davada Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi, işlemin yapıldığı tarihteki murisin mali durumunu, devralan kişinin alım gücünü, yöresel adetleri, aile içi ilişkileri ve banka kayıtlarını inceleyerek işlemin gerçek bir satış mı yoksa mal kaçırma amaçlı bir bağış mı olduğunu tespit eder. Muvazaa ispatlanırsa, tapudaki devir iptal edilir ve taşınmaz, mirasçıların veraset ilamındaki payları oranında adlarına tescil edilir.

Mirasçılardan Mal Kaçırma Davasında Zamanaşımı Süresi

Hukuk büromuza miras uyuşmazlıkları ile ilgili başvuran müvekkillerimizin en çok merak ettiği konulardan biri, bu davanın bir süre sınırı olup olmadığıdır. Hukuk sistemimizde birçok dava türü hak düşürücü sürelere veya zamanaşımına tabidir.

Ancak muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında durum farklıdır. Muvazaalı işlemler kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olduğu için, bu işlemler üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin geçerli hale gelmezler. Bu nedenle Yargıtay içtihatlarına göre, mirasçılardan mal kaçırma davası hiçbir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Murisin ölümünden itibaren 10, 20 veya 30 yıl geçmiş olsa dahi, mirasçılar muvazaayı öğrendikleri veya ispat edebilecekleri her an bu davayı açma hakkına sahiptirler. Ancak altı çizilmelidir ki; bu dava miras bırakan hayattayken açılamaz, davanın açılabilmesi için murisin vefat etmiş olması ön koşuldur.


Muvazaalı İşlemlerin Hukuki Sonuçları ve Geçersizlik

Bir işlemin mahkeme tarafından muvazaalı olduğunun tespit edilmesi, o işlemin yarattığı tüm hukuki durumların kökünden sarsılmasına neden olur. Türk Borçlar Kanunu sistemi, irade sakatlıklarına bağladığı sonuçları çok net bir şekilde belirlemiştir. Muvazaanın hukuki sonucu, işlemin kesin olarak geçersiz sayılmasıdır.

Kesin Hükümsüzlük (Butlan) Yaptırımı

Muvazaalı olarak yapılan bir sözleşme, yapıldığı andan itibaren kesin hükümsüz (batıl) niteliğindedir. Butlan, hukuki bir işlemin kanunun öngördüğü kurucu unsurları taşımasına rağmen, emredici kurallara, kamu düzenine, ahlaka veya muvazaada olduğu gibi tarafların gerçek iradesine aykırı olması nedeniyle baştan beri ölü doğmasıdır.

Batıl bir işlem, tarafları arasında hiçbir alacak veya borç ilişkisi doğurmaz. Görünürdeki satış işlemine dayanarak, taraflar birbirlerinden taşınmazın teslimini veya bedelinin ödenmesini mahkeme kanalıyla talep edemezler. Eğer muvazaalı işlem sonucunda tapuda bir devir yapılmışsa, bu yolsuz tescil hükmündedir. Gerçek hak sahibi, her zaman tapunun iptalini ve eski hale iadesini isteyebilir. Hakimin önündeki davada muvazaa iddia edilmemiş olsa bile, dosyadaki delillerden muvazaa olduğu açıkça anlaşılıyorsa, hakim bu durumu re’sen dikkate almak zorundadır; çünkü butlan kamu düzenine ilişkindir.

Muvazaalı Sözleşme Sonradan Geçerli Hale Gelir mi?

Hukukta bazı irade sakatlıkları belirli bir süre geçtikten veya tarafların onaylamasından sonra geçerli hale gelebilir. Ancak muvazaada böyle bir durum söz konusu değildir. Muvazaalı bir sözleşme; tarafların sonradan icazet vermesiyle, sözleşmenin üzerinden yıllar geçmesiyle veya tarafların işlemin gereklerini fiilen yerine getirmesiyle geçerli bir sözleşmeye dönüşemez. Ölü doğan bir işlem diriltilemez.

Ancak burada Tahvil Teorisine dikkat çekmek gerekir. Görünürdeki işlem kesin olarak batıldır ve düzelemez. Ancak nisbi muvazaada tarafların arkaya sakladıkları gizli işlem, kanunun aradığı şekil şartlarını kendi içinde barındırıyorsa, mahkeme işlemi bu gizli işlem üzerinden geçerli sayabilir. Ne var ki gayrimenkul devirlerinde gizli işlem olan bağışlama, resmi memur önünde bağış iradesiyle yapılmadığı için şeklen geçersizdir ve tahvil teorisi de işlemi kurtaramaz.

İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Haklarının Korunması

Muvazaanın kesin hükümsüz olması kuralının en büyük istisnası, iyiniyetli üçüncü kişilerin korunmasıdır. Bir gayrimenkul muvazaalı olarak (A)’dan (B)’ye devredilmiş olsun. (B), tapuda malik görünmektedir. Eğer (B), bu taşınmazı durumdan hiç haberi olmayan, tapu sicilindeki kayda güvenerek hareket eden tamamen yabancı bir kişi olan (C)’ye satarsa ne olacaktır?

Türk Medeni Kanunu Madde 1023 uyarınca Tapu sicilindeki kayda iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. Dolayısıyla, muvazaanın tarafı olmayan ve muvazaayı bilmeyen (C), geçerli bir mülkiyet hakkı kazanır. İlk malik (A) veya (A)’nın mirasçıları, iyiniyetli (C)’ye karşı tapu iptal davası açamazlar. Ancak bu durumda asıl malik, muvazaalı işlem yaptığı (B)’ye karşı haksız zenginleşme veya tazminat talebinde bulunabilir. Eğer (C)’nin de muvazaayı bildiği, kötü niyetli olduğu ve (B) ile işbirliği yaptığı ispatlanırsa, (C)’nin tapusu da iptal edilir.


Muvazaanın İspatı ve Deliller

Hukuk yargılamasında en zorlu aşama, hakkın varlığını iddia etmek değil, o hakkı delillerle mahkemede ispatlayabilmektir. Müddei iddiasını ispatla mükelleftir kuralı gereği, bir işlemin muvazaalı olduğunu iddia eden taraf, bu danışıklı durumu kanıtlamak zorundadır. Ancak muvazaanın ispat kuralları, davayı açan kişinin kim olduğuna, işlemin tarafı mı, yoksa üçüncü kişi mi olduğuna göre radikal şekilde değişir.

Taraflar Arasında Muvazaanın İspatı (Yazılı Delil Şartı)

Muvazaalı işlemi bizzat yapan taraflar veya onların cüzi halefleri kendi aralarında çıkan bir uyuşmazlıkta işlemin muvazaalı olduğunu iddia ediyorlarsa, ispat yükleri oldukça ağırdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) gereğince, yazılı bir senede karşı ileri sürülen iddialar ancak yazılı bir belge ile ispatlanabilir.

Yani, tapuda resmi satış senediyle devrettiğiniz bir taşınmazın aslında satılmadığını, emaneten muvazaalı devredildiğini iddia ediyorsanız; mahkemeye “Biz bunu kendi aramızda muvazaalı yaptık, şahitlerim de var” diyemezsiniz. Mahkeme, taraflar arasındaki muvazaa iddialarında tanık dinlemez. Mutlaka görünürdeki işlemle eş zamanlı veya ondan önce yapılmış, karşı tarafın imzasını taşıyan bir muvazaa sözleşmesi / inanç sözleşmesi (yazılı delil veya delil başlangıcı) sunmak zorundasınız. Yazılı belge yoksa, iddiayı ispat etmek imkansıza yakındır; ancak karşı tarafa yemin teklif etme hakkınız saklıdır.

Üçüncü Kişilerin Muvazaayı İspatı (Tanık ve Her Türlü Delil)

Kuralın esnediği ve adaletin tecelli ettiği nokta burasıdır. Muvazaalı işlemin tarafı olmayan, ancak bu işlemden zarar gören üçüncü kişiler, muvazaayı her türlü delille ispat edebilirler.

Çünkü üçüncü kişiler, tarafı olmadıkları kapalı kapılar ardında yapılan bir gizli sözleşmenin yazılı belgesini bulma ve mahkemeye sunma imkanına sahip değildir. Kanun, imkansızı istemez. Bu nedenle, muris muvazaası sebebiyle tapu iptal davası açan bir mirasçı veya tasarrufun iptali davası açan bir alacaklı; iddialarını tanık beyanları, keşif, bilirkişi raporları, ekonomik durum araştırmaları ve hayatın olağan akışına aykırılık argümanları ile ispatlayabilir.

Muvazaa Karinesi ve Yargıtay’ın İspat Ölçütleri

Yargıtay, yıllar içinde oluşan köklü içtihatlarıyla muvazaanın ispatı konusunda bazı ölçütler belirlemiştir. Mahkemeler bir işlemin muvazaalı olup olmadığını değerlendirirken bu ölçütleri bir bütün olarak incelerler:

  1. Ekonomik Durum Uygunsuzluğu: Tapuda çok yüksek bedelli bir taşınmazı satın alan kişinin bu gayrimenkulü alacak ekonomik gücünün olmaması güçlü bir muvazaa karinesidir.
  2. Ödeme Trafiğinin Olmaması: 2026 yılının modern finansal sisteminde, milyonlarca liralık bir satışın elden nakit yapılması hayatın olağan akışına aykırıdır. Taraflar arasında banka kanalıyla bir para transferi yoksa işlem muvazaalı kabul edilir.
  3. Yaş ve Sağlık Durumu: 85 yaşında ve ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir kişinin, tüm malvarlığını aniden bir kişiye satması, paraya ihtiyacı yokken bu işlemi yapması mal kaçırma kastını gösterir.
  4. Kullanımın Devam Etmesi: Evi satan kişinin, satıştan sonra bile hiçbir kira ödemeden aynı evde yaşamaya devam etmesi, işlemin gerçekte bir mülkiyet devri olmadığını gösteren önemli bir göstergedir.

Muvazaa Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Bir davanın hukuken haklı sebeplere dayanması kadar, usulüne uygun olarak doğru mahkemede ve doğru sıfatla açılması da hayati önem taşır. Yanlış mahkemede açılan bir dava, esasa girilmeden görevsizlik kararıyla reddedilir ve ciddi zaman/masraf kaybına yol açar.

Asliye Hukuk Mahkemesi mi, Aile Mahkemesi mi Bakar?

Muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında genel görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Mülkiyet hakkının özüne ilişkin olan bu uyuşmazlıklar, taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde görülür. Muris muvazaası davalarının da adresi istisnasız Asliye Hukuk Mahkemeleridir.

Ancak, eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda durum ince bir çizgiyle ayrılır. Eğer bir eş, boşanma arifesinde mal paylaşımından mal kaçırmak için evini arkadaşına satarsa; diğer eş, Aile Mahkemesi’nde açacağı mal rejiminin tasfiyesi davası içerisinde bu işlemin muvazaalı olduğunu iddia ederek devredilen malın değerinin tasfiyeye eklenmesini isteyebilir. Bu yönüyle inceleme Aile Mahkemesinde yapılır. Ancak eş, malın doğrudan tapusunun iptal edilip eski eşi adına tescilini talep eden bağımsız bir muvazaa davası açıyorsa, görevli mahkeme yine Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır.

Davayı Kimler Açabilir? (Davacı Sıfatı)

Bir davada davacı olabilmek için o davada hukuki yararın bulunması gerekir.

  • Muris muvazaasında: Miras bırakanın eyleminden zarar gören, saklı pay sahibi olsun veya olmasın, yasal veya atanmış tüm mirasçılar tek başlarına bu davayı açabilirler. Diğer mirasçıların onayını almaya veya tereke temsilcisi atamaya gerek yoktur. Her mirasçı kendi payı oranında tapunun iptalini ister. Reddi miras yapanlar veya mirastan ıskat edilenler bu davayı açamaz.
  • Genel muvazaada: İşlemin geçersizliğini ileri sürmekte maddi ve hukuki menfaati bulunan herkes, örneğin borçlunun alacaklıları, muvazaanın tespitini ve işlemin iptalini mahkemeden talep edebilir.

Muvazaa Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Tapuda satış gibi gösterilen işlem aslında bağışsa ne olur?

Bu durum klasik bir nisbi muvazaa örneğidir. Özellikle mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldıysa, miras bırakanın vefatından sonra diğer mirasçılar Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptal davası açabilirler. Yargıtay içtihatları gereği, görünürdeki satış bedelsiz olduğu için, gizli bağışlama ise resmi şekilde yapılmadığı için geçersiz sayılır ve tapu iptal edilerek mirasçılara paylaştırılır.

2. Muvazaa davası açmak için bir süre sınırı var mı?

Muvazaalı işlemler kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olduğundan, hiçbir zaman geçerli hale gelmezler. Bu nedenle muvazaaya dayalı iptal ve tespit davaları hiçbir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. İşlemin üzerinden on yıllar geçmiş olsa bile, ispatlanabilmesi şartıyla her zaman dava açılabilir.

3. İcra takibinden kurtulmak için yapılan devirler muvazaa sayılır mı?

Evet, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak için mallarını güvendiği birine devretmesi mutlak muvazaadır. Alacaklılar, bu devrin gerçek bir satış olmadığını kanıtlayarak Asliye Hukuk Mahkemesi’nde genel hükümlere göre muvazaa nedeniyle tapu iptal davası açabilecekleri gibi; İcra ve İflas Kanunu m.277 ve devamı uyarınca Tasarrufun İptali davası yoluna da gidebilirler.

4. Bedelde muvazaada tapu düşük gösterilince tapu iptal olur mu?

Hayır, tapuda satış bedelinin rayiç bedel üzerinden düşük gösterilmesi işlemi bedelde muvazaadır. Tarafların asıl iradesi mülkiyeti devretmektir, bu nedenle devir işlemi geçerliliğini korur ve sırf düşük bedel gösterildi diye tapu iptal edilmez. Ancak bu durumun maliyesi tarafından tespiti halinde, eksik ödenen tapu harçları ve doğacak değer artış kazancı vergisi, taraflardan vergi ziyaı cezası ile birlikte gecikme faiziyle tahsil edilir.

5. Muvazaa davasında arabuluculuk zorunlu mu? (2026 Güncel)

Türk hukuk sisteminde 2026 yılı itibarıyla, konusu mülkiyet ve ayni hak olan davaları zorunlu arabuluculuk kapsamında değildir. Dolayısıyla muris muvazaası veya genel muvazaa nedeniyle açılacak tapu iptal davalarından önce arabulucuya gitme zorunluluğu yoktur; ancak taraflar dilerlerse ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurabilirler.

6. Baba sağken, diğer kardeşe yapılan satış için muvazaa davası açılır mı?

Hayır, açılamaz. Muris muvazaası davasının açılabilmesi için öncelikli şart miras bırakanın ölmüş olmasıdır. Kişi sağ olduğu sürece miras hukuku devreye girmez ve mirasçılık sıfatı doğmaz. Baba sağken kendi malvarlığı üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir; diğer çocukların bu işleme ölüm gerçekleşene kadar müdahale etme hakkı yoktur.

“Muvazaa Nedir? Hukukta Muvazaalı İşlemler ve Sonuçları (2026 Güncel Rehber)” için 1 yorum

  1. Geri bildirim: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WhatsApp Ön Bilgi