Taksir Nedir?
Taksir TCK’nın 22. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre taksir “dikkat ve özen yükümlüğüne aykırılık nedeniyle kanuni tanımda belirtilen neticenin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi”dir.
Taksirli davranışın cezalandırılabilmesi için kanunda suçun açıkça taksirle işlenebiliyor olduğunun düzenlenmiş olması gerekmektedir.
Kast veya taksirin manevi unsurunu belirlemenin asıl nedeni, fiil ile fail arasındaki bağlantıyı net bir şekilde ortaya koymak ve failin suçu işleme iradesinin derecesini tespit ederek, cezanın takdirini doğru bir şekilde yapmaktır.
Bilinçli Taksir Nedir?
Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin 3. fıkrası uyarınca bilinçli taksir; failin öngördüğü bir neticeyi istememesine rağmen, bu neticenin meydana gelme ihtimalini bilerek ve öngörerek fiili gerçekleştirmesi halidir. Bu durumda fail, neticenin gerçekleşmesini arzu etmemekte, ancak buna rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek neticenin meydana gelmesine sebebiyet vermektedir.
Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran temel unsur, neticenin öngörülmesidir. Basit taksirde fail, neticeyi istemediği gibi, neticenin meydana gelebileceğini de öngörmemektedir. Oysa bilinçli taksirde fail, neticenin gerçekleşme ihtimalini öngörmesine rağmen, bu neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmektedir. Dolayısıyla bilinçli taksirde bir öngörme unsuru mevcutken, basit taksirde bu unsur bulunmamaktadır.
Bilinçli taksir ile olası kast kavramları da uygulamada sıklıkla karıştırılmaktadır. Her iki durumda da fail, neticenin meydana gelebileceğini öngörmektedir. Ancak aralarındaki temel fark, failin neticeye karşı takındığı psikolojik tutumdur. Olası kastta fail, neticenin gerçekleşmesini kabullenmekte ve “olursa olsun” düşüncesiyle hareket etmektedir. Buna karşılık bilinçli taksirde fail, neticenin gerçekleşmesini istememekte ve gerçekleşmeyeceğine güvenmektedir. Bu nedenle bilinçli taksirde kabullenme değil, istememe ve güven söz konusudur.
Öte yandan TCK’nın 22. maddesinin 6. fıkrasında, taksirli suçlar bakımından şahsi cezasızlık sebebi ve cezada indirim imkanı düzenlenmiştir. Buna göre, failin meydana gelen netice nedeniyle kendisi veya yakınları ağır şekilde mağdur olmuşsa, hakim ceza verilmesine yer olmadığına karar verebilir veya cezada indirim uygulayabilir. Ancak bilinçli taksir, basit taksire göre daha ağır bir kusur şekli olarak kabul edildiğinden, bu halde verilecek ceza basit taksire nazaran artırılarak uygulanmaktadır.
Taksirle Öldürme Suçu Nedir?
Taksirle öldürme suçu Türk Ceza kanununun 85. Maddesinde düzenlenmiştir.
- “(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”
Taksirle öldürme suçunda fail, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucunda bir kimsenin ölümüne neden olan kişidir. Bu suçta cezalandırılan fiil, kasten değil, taksirli bir davranış neticesinde bir insanın yaşamını yitirmesine sebebiyet verilmesidir. Fiilin birden fazla kişinin ölümüne yol açması halinde ise suçun daha ağır bir şekli ortaya çıkar ve bu durumda ceza hukuku bakımından özel içtima hükümleri uygulanarak fail hakkında daha ağır yaptırımlar söz konusu olur.
Ceza hukuku sistematiğinde kural olarak kastın bulunmaması, suçun manevi unsurunun gerçekleşmemesi anlamına gelir. Ancak kanunda açıkça düzenlenmiş olması şartıyla, bazı suçların taksirle işlenmesi de cezalandırılabilir. Bu kapsamda, kanun koyucu taksirle öldürme fiilini bağımsız bir suç olarak düzenlemiş ve kast bulunmasa dahi, dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali sonucu meydana gelen ölüm neticesini cezai sorumluluk kapsamına almıştır.
Taksirle öldürme suçunda fail, öngörülebilir ve önlenebilir bir neticenin gerçekleşmesini engelleyecek dikkat ve özeni göstermediği için sorumlu tutulmaktadır. Failin amacı ölüm sonucunu gerçekleştirmek değildir; ancak gerekli tedbirleri almaması nedeniyle ölüm neticesi meydana gelmektedir. Öte yandan fail, gerçekleştirdiği hareketin ölümle sonuçlanabileceğini öngörebilecek durumda olmasına rağmen davranışına devam ediyorsa, bu durumda bilinçli taksir söz konusu olur. Bilinçli taksir halinde fail neticeyi istememekte, ancak neticenin gerçekleşme ihtimalini öngörmesine rağmen gerekli özeni göstermemektedir. Bu durum, basit taksire göre daha ağır bir kusur şekli olarak kabul edilmekte ve cezanın artırılmasını gerektirmektedir.
Taksirle Öldürme Suçunun Unsurları
Maddi unsur
Taksirle öldürme suçunun maddi unsuru; failin gerçekleştirdiği taksirli bir fiil, bu fiil sonucunda meydana gelen ölüm neticesi ve fiil ile netice arasındaki illiyet bağından oluşmaktadır. Bu suçta failin icrai veya ihmali bir davranışı söz konusu olabilir. Örneğin, trafik kurallarına aykırı araç kullanmak veya gerekli güvenlik önlemlerini almamak gibi dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlar maddi unsuru oluşturur. Bu davranış sonucunda bir kişinin ölmesi ve ölüm neticesi ile failin davranışı arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. İlliyet bağının bulunmadığı hallerde failin cezai sorumluluğundan söz edilemez.
Manevi unsur
Taksirle öldürme suçunun manevi unsuru taksirdir. Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle, öngörülebilir bir neticenin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Fail, ölüm neticesini istememekte ve bilerek gerçekleştirmemektedir. Ancak gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle ölüm meydana gelmektedir. Fail neticenin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen hareketine devam ederse bu durumda bilinçli taksir söz konusu olur ve bu halde failin kusuru daha ağır kabul edilir.
Hukuka aykırılık unsuru
Hukuka aykırılık unsuru, gerçekleştirilen fiilin hukuk düzeni tarafından yasaklanmış olmasını ifade eder. Taksirle öldürme suçunda, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucu meydana gelen ölüm, hukuk düzeni tarafından korunan yaşam hakkının ihlali niteliğindedir. Ancak meşru savunma, zorunluluk hali veya kanun hükmünün yerine getirilmesi gibi hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı halinde fiil hukuka aykırı sayılmaz ve fail cezalandırılmaz.
Kusurluluk unsuru
Kusurluluk unsuru, failin işlediği fiil nedeniyle kendisine yöneltilebilecek kişisel kınanabilirliği ifade eder. Taksirle öldürme suçunda kusurluluk, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle ortaya çıkar. Failin davranışı öngörülebilir ve önlenebilir bir neticeye sebebiyet vermişse kusurluluğu söz konusu olur. Ayrıca failin kusur yeteneğine sahip olması, yani fiilin anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunması gerekir. Bilinçli taksir halinde fail neticeyi öngördüğü için kusurun ağırlığı artmakta ve bu durum cezanın artırılmasına neden olmaktadır.
Taksirle Öldürme Suçunun Cezası
Taksirle öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenmiş olup, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucu bir kimsenin ölümüne neden olması halinde cezai sorumluluğunu doğurmaktadır. Bu suçta cezanın belirlenmesi; neticenin ağırlığı, kusurun derecesi ve bilinçli taksir halinin bulunup bulunmaması gibi kriterlere göre değişmektedir.
Temel ceza miktarı
TCK m.85/1 uyarınca, taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu ceza, suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Hakim, cezanın belirlenmesinde failin kusur oranını, olayın oluş şekline ilişkin özellikleri ve failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığının derecesini dikkate alarak alt ve üst sınır arasında takdir yetkisini kullanır.
Bilinçli taksir halinde ceza artışı
Suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde, TCK m.22/3 gereğince verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Bilinçli taksirde fail, neticenin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen, neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmektedir. Bu durum, failin kusurunun daha ağır kabul edilmesine neden olmakta ve buna bağlı olarak daha ağır bir yaptırım uygulanmaktadır.
Birden fazla kişinin ölümü halinde ceza
TCK m.85/2 uyarınca, taksirli fiil sonucunda birden fazla kişinin ölümü veya bir kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanması halinde, fail hakkında 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu düzenleme, suçun neticesinin ağırlaşması nedeniyle daha ağır bir ceza öngörmektedir. Bu gibi durumlarda, meydana gelen zarar ve neticenin kapsamı dikkate alınarak temel cezaya göre daha ağır bir yaptırım uygulanmaktadır.
Taksirle Öldürme Suçunda Şikayet ve Zamanaşımı
Suçun şikayete tabi olup olmadığı
Taksirle öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenmiş olup, şikayete tabi suçlar arasında yer almamaktadır. Bu nedenle suçun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdur yakınlarının şikayetine bağlı değildir. Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiğini öğrendiği anda resen soruşturma başlatmakla yükümlüdür. Mağdur yakınlarının şikayetçi olmaması veya sonradan şikayetten vazgeçmesi, kamu davasının açılmasına veya devamına engel teşkil etmez. Bununla birlikte, mağdur yakınlarının şikayetçi olmaması veya fail ile uzlaşma benzeri süreçlerin yaşanması, hakim tarafından cezanın bireyselleştirilmesi aşamasında takdiri indirim sebebi olarak değerlendirilebilir.
Dava zamanaşımı süresi
Taksirle öldürme suçunda dava zamanaşımı süresi, Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesi uyarınca belirlenmektedir. Suçun temel hali için öngörülen cezanın üst sınırı 6 yıl hapis cezası olduğundan, bu suç bakımından dava zamanaşımı süresi 15 yıldır. Suçun, birden fazla kişinin ölümü veya ölümle birlikte yaralanma neticesini doğuran nitelikli halinde de üst sınır 15 yıl hapis cezası olduğundan, bu durumda da dava zamanaşımı süresi 15 yıl olarak uygulanmaktadır.
Dava zamanaşımı süresi, ölüm neticesinin meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu süre içinde soruşturma veya kovuşturma tamamlanmazsa, zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilir. Ancak zamanaşımını kesen veya durduran sebeplerin varlığı halinde, zamanaşımı süresi kanunda öngörülen şartlara göre yeniden işlemeye başlayabilir veya uzayabilir.
Taksirle Öldürme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli mahkeme
Taksirle öldürme suçunda görevli mahkeme, suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alınarak belirlenir. Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçunun temel halinde öngörülen cezanın üst sınırı 6 yıl hapis cezası olduğundan, bu suçlara bakmakla görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi’dir.
Ancak fiilin birden fazla kişinin ölümüne veya bir kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, kanunda öngörülen cezanın üst sınırı 15 yıl hapis cezasına kadar çıkmaktadır. Bu durumda da görevli mahkeme kural olarak yine Asliye Ceza Mahkemesi’dir. Zira ceza miktarı ne kadar yüksek olursa olsun, taksirle işlenen suçlar sistematik olarak Asliye Ceza Mahkemesi’nin görev alanında değerlendirilmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi ise yalnızca kanunda açıkça belirtilen ve daha ağır yaptırım gerektiren kastî suçlar bakımından görevli olmaktadır.
Yetkili mahkemenin belirlenmesi
Yetkili mahkeme, suçun işlendiği yer mahkemesidir. Taksirle öldürme suçunda yetkinin belirlenmesinde temel ölçüt, ölüm neticesinin meydana geldiği yer değil, taksirli davranışın gerçekleştirildiği yerdir. Bununla birlikte, fiil ile neticenin farklı yerlerde gerçekleşmesi halinde, bu yer mahkemelerinin her biri yetkili kabul edilir.
Örneğin, bir trafik kazasının bir il sınırları içerisinde meydana gelmesine rağmen, mağdurun başka bir ilde hastanede hayatını kaybetmesi durumunda, hem kazanın meydana geldiği yer mahkemesi hem de ölüm neticesinin gerçekleştiği yer mahkemesi yetkili sayılabilir. Bu gibi durumlarda uygulamada genellikle fiilin gerçekleştiği yer mahkemesi yetkili kabul edilmektedir.
Ayrıca failin yakalandığı yer, yerleşim yeri veya Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması halinde bulunduğu yer mahkemesi de belirli şartlar altında yetkili olabilmektedir. Bu düzenlemelerin amacı, yargılamanın etkin, hızlı ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır.
Taksirle Öldürme Suçunda Kusurun Belirlenmesi ve Bilirkişi İncelemesi
Kusur oranı
Taksirle öldürme suçunda kusur oranı, failin meydana gelen ölüm neticesindeki sorumluluğunun derecesini ortaya koyan temel ölçütlerden biridir. Kusur değerlendirmesi yapılırken, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne ne ölçüde aykırı davrandığı, neticenin öngörülebilir olup olmadığı ve neticenin önlenebilirliği dikkate alınır. Bu kapsamda, failin davranışının tamamen öngörülemez bir durumdan mı kaynaklandığı, yoksa gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle mi neticenin meydana geldiği somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Kusur oranı, failin kastla hareket etmediğini, ancak dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ederek neticenin meydana gelmesine sebebiyet verdiğini gösterir. Ayrıca, failin neticeyi öngörebilecek durumda olup olmadığı da bu değerlendirmede önem taşır. Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen gerekli tedbirlerin alınmaması halinde kusurun ağırlığı artmaktadır. Hakim, kusur oranını belirlerken olayın oluş şekli, tarafların davranışları, ihlal edilen kurallar ve neticenin meydana gelmesindeki etki derecesini birlikte değerlendirerek cezanın belirlenmesinde bu oranı esas alır.
Bilirkişi raporunun önemi
Taksirle öldürme suçunda maddi olayın teknik yönlerinin ortaya konulması çoğu zaman özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden, bilirkişi incelemesi büyük önem taşımaktadır. Bilirkişi, olayın meydana geliş şeklini, failin davranışını, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık bulunup bulunmadığını ve bu davranış ile ölüm neticesi arasındaki bağlantıyı teknik açıdan değerlendirir. Bu değerlendirme sonucunda, failin kusurunun bulunup bulunmadığı ve kusurunun derecesi konusunda bilimsel ve teknik bir görüş sunulur.
Özellikle trafik kazaları, iş kazaları ve tıbbi müdahaleden kaynaklanan ölüm olaylarında bilirkişi raporu, kusur oranının belirlenmesinde temel delillerden biri niteliğindedir. Bunun yanı sıra, ölümün nedeni, zamanı ve oluş süreci gibi hususlar çoğu durumda Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporlarla tespit edilir. Bu raporlar, ölüm neticesinin failin davranışıyla bağlantısını ortaya koyması bakımından yargılamada önemli bir rol oynar.
Ancak bilirkişi raporu, hakim açısından bağlayıcı değildir. Hakim, bilirkişi tarafından sunulan teknik değerlendirmeleri diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir ve kendi hukuki kanaatine göre karar verir. Bu nedenle bilirkişi raporu, hükme esas alınabilecek önemli bir delil olmakla birlikte, nihai değerlendirme yetkisi mahkemeye aittir.
Trafik Kazası Sonucu Taksirle Öldürme Suçu
Trafik kazaları sonucu meydana gelen ölüm olayları, kural olarak kastla değil, taksirle işlenen suçlar kapsamında değerlendirilir. Zira trafik kazasının temelinde, sürücünün dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışı yer almaktadır. Sürücünün trafik kurallarını ihlal etmesi, gerekli dikkat ve özeni göstermemesi veya tedbirsiz davranması sonucunda bir kişinin hayatını kaybetmesi halinde, taksirle öldürme suçu gündeme gelir. Bu durumda önemli olan husus, sürücünün ölüm neticesini istememiş olması, ancak gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle bu sonucun meydana gelmesine sebebiyet vermesidir.
Bununla birlikte, somut olayın özelliklerine göre failin sorumluluğu bilinçli taksir kapsamında da değerlendirilebilir. Eğer sürücü, gerçekleştirdiği davranışın tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini öngörebilecek durumda olmasına rağmen hareketine devam etmişse, bilinçli taksir söz konusu olabilir. Örneğin aşırı hızla araç kullanmak, trafik güvenliğini açık şekilde tehlikeye düşüren bir ihlalde bulunmak veya görüş ve yol şartlarına uygun olmayan şekilde araç sevk etmek gibi durumlar, olayın özelliklerine göre bilinçli taksir değerlendirmesine konu olabilir. Bu halde fail, neticeyi istememekle birlikte, neticenin meydana gelme ihtimalini öngörebilecek durumda kabul edilir.
Ancak sürücünün ehliyetsiz olması veya hız sınırını aşmış bulunması, tek başına bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması için yeterli değildir. Bu hususlar, kusurun belirlenmesinde önemli birer ölçüt olmakla birlikte, bilinçli taksir sonucuna ulaşılabilmesi için failin neticeyi öngörebilecek durumda olduğunun somut olayın tüm koşullarıyla birlikte ortaya konulması gerekir. Nitekim yerleşik yargı kararlarında da, yalnızca ehliyetsiz araç kullanılması veya hız ihlalinin bulunmasının, otomatik olarak bilinçli taksir sonucunu doğurmayacağı; failin psikolojik durumu, olayın meydana geliş şekli ve neticenin öngörülebilirliği birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Sonuç olarak, trafik kazası sonucu meydana gelen ölüm olaylarında failin sorumluluğu, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığın derecesi, neticenin öngörülebilirliği ve olayın tüm özellikleri dikkate alınarak belirlenir. Bu değerlendirme sonucunda fail, basit taksir veya bilinçli taksir hükümleri kapsamında sorumlu tutulabilir.
Trafik kazası sonucu taksirle öldürme suçu, bazı durumlarda Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen genel güvenliği tehlikeye sokan suçlar ile birlikte değerlendirilebilir. Özellikle sürücünün davranışı yalnızca ölüm neticesine neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumun genel güvenliğini de tehlikeye düşürmüşse, bu durumda birden fazla suç gündeme gelebilir. Bu kapsamda ilgili suç tipleri ve kısa açıklamaları aşağıda yer almaktadır:
Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Suçu (TCK m.170)
Bu suç, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlike yaratabilecek davranışların kasten gerçekleştirilmesi halinde oluşur. Örneğin, trafikte bilerek ve isteyerek aşırı tehlikeli hareketlerde bulunmak, aracı kalabalığın üzerine sürmek veya kontrolsüz şekilde araç kullanarak herkes için ciddi risk oluşturmak genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu kapsamında değerlendirilebilir. Bu suçun oluşabilmesi için somut bir zarar meydana gelmesi şart değildir; tehlikenin ortaya çıkması yeterlidir.

Trafik Güvenliğini Kasten Tehlikeye Sokma Suçu (TCK m.179)
Bu suç, kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının güvenliğini kasten tehlikeye düşüren davranışları kapsamaktadır. Özellikle;
- Aracı trafik güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde sevk ve idare etmek,
- Alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında araç kullanmak,
- Trafik düzenini ciddi şekilde riske sokan bilinçli ve tehlikeli sürüş davranışlarında bulunmak
bu suç kapsamında değerlendirilebilir. Bu suç, trafik düzeninin korunmasını amaçlamakta olup, bir zarar meydana gelmese dahi tehlikenin varlığı cezalandırılmaktadır.
Trafik Güvenliğini Taksirle Tehlikeye Sokma (TCK m.180)
Bu suç, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranış sonucu trafik güvenliğinin tehlikeye düşürülmesi halinde oluşur. Failin kastı bulunmamakla birlikte, ihmali veya tedbirsiz davranışı sonucu trafik güvenliği risk altına girmektedir. Örneğin, gerekli güvenlik önlemlerini almadan aracı kullanmak veya teknik arızası bilinen bir aracı trafikte kullanmaya devam etmek bu kapsamda değerlendirilebilir.
Trafik kazası sonucu bir kişinin ölmesi halinde, failin davranışı hem taksirle öldürme (TCK m.85) hem de trafik güvenliğini tehlikeye sokma (TCK m.179) suçunu oluşturabilir. Bu durumda, failin fiili hem somut zarar (ölüm neticesi) doğurduğu hem de genel güvenliği tehlikeye düşürdüğü için, ceza hukuku bakımından içtima hükümleri gündeme gelir. Uygulamada genellikle daha ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulmakta, ancak olayın özelliklerine göre her iki suç yönünden de değerlendirme yapılmaktadır. Ancak kasten işlenen suç tipi işleniyor ise gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
İş Kazası Sonucu Taksirle Öldürme Suçu
İş kazaları sonucunda meydana gelen ölümler, işyerinde gerçekleştirilen faaliyetlerin dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun yürütülmemesi hâlinde taksirle öldürme suçu kapsamında değerlendirilir. Bu tür olaylarda fail, çoğunlukla işveren veya işyerinde denetim ve gözetim sorumluluğu bulunan kişiler olabilir. İş kazası sonucunda ölüm meydana gelmesi, işyerinde alınması gereken önlemlerin ihlal edilmesi veya iş güvenliği kurallarına uyulmamasıyla doğrudan bağlantılıdır.
İşveren sorumluluğu
İşveren, çalışanların güvenliğini sağlamak ve çalışma ortamında meydana gelebilecek riskleri önlemekle yükümlüdür. İş kazası sonucunda ölüm meydana gelmişse, işverenin bu yükümlülükleri yerine getirip getirmediği inceleme konusu olur. İşverenin kusuru, ihmal veya tedbirsizlik hâli tespit edilirse, fail olarak taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulabilir. Burada önemli olan nokta, işverenin ölümün meydana gelmesini önleyebilecek önlemleri alıp almadığıdır.
İş güvenliği yükümlülükleri
İşyerlerinde uygulanması gereken iş güvenliği önlemleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı çerçevesinde düzenlenmiştir. İşverenin bu yükümlülüklere uymaması; örneğin koruyucu ekipman sağlamaması, çalışanları gerekli eğitimlerden geçirmemesi veya tehlikeli alanlarda denetim yapmaması, iş kazalarının ve ölümlerin meydana gelmesine sebep olabilir. Böyle durumlarda meydana gelen ölüm, işverenin ihmal ve taksiri nedeniyle gerçekleşmiş sayılır.
Özetle, iş kazası sonucu meydana gelen ölümlerde taksirle öldürme suçu, işverenin veya yetkili sorumluların dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlarından doğan ihmal sonucu ortaya çıkar. Cezai sorumluluk, işverenin kusur derecesi ve alınmayan önlemlerin ağırlığı göz önünde bulundurularak belirlenir.
Taksirle Öldürme Suçu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
1. Taksirle öldürme suçu nedir?
Taksirle öldürme, kişinin dikkatsizlik, tedbirsizlik veya ihmali nedeniyle bir başkasının ölümüne sebep olmasıdır. Kast unsuru bulunmaz. (TCK m.85)
2. Taksirle öldürme cezası kaç yıldır?
Suçun temel şekli için 2–6 yıl, birden fazla kişinin ölümü veya yaralanma durumunda 2–15 yıl hapis cezası öngörülür. Bilinçli taksir hâlinde ceza artırılabilir.
3. Bilinçli taksir ile basit taksir arasındaki fark nedir?
Basit taksirde fail neticenin gerçekleşmesini öngörmez, bilinçli taksirde ise neticenin gerçekleşme ihtimalini öngörür ama gerçekleşmesini istemez.
4. Taksirle öldürme suçunda görevli mahkeme hangisidir?
Suçun temel şekli ve nitelikli halleri bakımından görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi’dir.
5. Taksirle öldürme suçunda dava zamanaşımı süresi ne kadardır?
Dava zamanaşımı, suçun üst sınırına göre belirlenir. Taksirle öldürme suçunda genellikle 15 yıldır.
6. Trafik kazasında taksirle öldürme suçu nasıl oluşur?
Sürücünün dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi sonucu bir kişinin ölmesi hâlinde suç oluşur. Ehliyetsiz araç kullanmak veya aşırı hız tek başına bilinçli taksir için yeterli değildir.
7. İş kazası sonucu taksirle öldürme suçu nasıl değerlendirilir?
İşverenin veya sorumlu kişilerin iş güvenliği yükümlülüklerini ihmal etmesi sonucu bir çalışanın ölmesi hâlinde, taksirle öldürme suçundan sorumluluk doğar.
8. Taksirle öldürme ile genel güvenliği tehlikeye sokma suçu birlikte değerlendirilebilir mi?
Evet, failin davranışı hem ölüm neticesi doğurmuş hem de toplumun genel güvenliğini tehlikeye düşürmüşse, her iki suç yönünden değerlendirme yapılabilir ve ceza hukuku açısından içtima hükümleri uygulanabilir.
