dolandiricilik-sucu

Dolandırıcılık Suçu Nedir? Tüm Detaylarıyla

Dolandırıcılık suçu Türk Ceza Kanununda basit (TCK 157) ve nitelikli dolandırıcılık (TCK 158) olmak üzere düzenlenmiştir.

Dolandırıcılık Suçu Nedir?

Dolandırıcılık suçu TCK m. 157/1 de tanımlanmıştır. Maddeye göre dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır.

Dolandırıcılık Suçunun Unsurları

Dolandırıcılık suçu failin hileli hareketlerle yanılttığı kişinin yanılmasına aldatılmasına neden olarak bu hileli hareketlerle kendisine veya bir başkasına bir çıkar sağlaması ile suç oluşmaktadır. Dolayısıyla suçun unsurları; hileli davranış, yarar sağlama, yarar sağlayan (fail) aldatılan (mağdur) unsurlarından oluşmaktadır.

1. Hileli Hareket

Bir kimsenin iradesini etkileyerek yanılgıya üşmesini sağlayan her türlü davranış hile olarak nitelendirilmektedir.

Ancak hileli hareketin dolandırıcılık suçunun oluşmasına vücut verebilmesi için hileli davranışların aldatmaya yönelmiş ve aldatmaya elverişli olması gerekmektedir. Yani tek başına soyut bir yalan hilenin varlığı için yeterli kabul edilmemektedir. Dolayısıyla hilenin varlığı somu duruma, olaya, zamana ve yerine göre değerlendirilmelidir. Bir kimse bilmesi veya bilebilecek durumda olması gereken olay ve olgular bakımından aldatılamaz.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2021/15731 E. , 2025/1520 K.

“Suça konu hayvanın fotoğraflarının ve fiziksel özelliklerinin Tarsim eksperleri tarafından çekilerek diğer bilgileri ile birlikte kayıt altına alındığı, sanığın bildirimi üzerine sigorta yetkililerince yapılan basit bir inceleme ile bu durumun ortaya çıktığı, gerçekleştirilen hileli hareketlerin katılan şirketin denetim olanağını ortadan kaldırmamış olması nedeniyle eylemin basit yalan düzeyinde kaldığı anlaşılmakla, unsurları itibariyle oluşmayan nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın beraati yerine mahkûmiyetine hükmedilmesi,”

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2021/15401 E. , 2021/8076 K.

“Katılan ile sanıkların aynı semtte oturmaları nedeniyle yakın ilişki kurdukları, bu esnada sanık …’nin katılana ailesinin işlerinin çok bozulduğunu, çocuklarının iflas edeceklerini, bunalıma girdiklerini belirterek on gün sonra iade edilmek üzere katılandan borç para istediği, katılanın da sanıkların zor durumda olduklarına inanarak isteği kabul ettiği ve suç tarihinde sanıklarla birlikte … … Şubesi’ne giderek hesabında bulunan 200.000.TL’yi çekerek sanıklara elden teslim ettiği, daha sonra sanık …’un katılandan aldığı parayı ortağı bulunduğu şirket hesabına yatırdığı, katılan tarafından söz konusu paranın iadesi istenilmesine rağmen sanıklar tarafından paranın alındığının inkar edildiği, bu surette sanıkların iştirak halinde dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia ve kabul olunan somut olayda; sanıkların aşamalardaki inkara yönelik savunmaları, katılan beyanı, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların katılana yönelik iradesini sakatlayacak, denetim imkanını ortadan kaldıracak şekilde hileli bir davranışlarının bulunmadığı, sanıkların katılana söylediği iddia edilen sözlerin hile boyutuna ulaşmayan basit yalan niteliğinde olduğu, sanıklar ile katılan arasındaki anlaşmazlığın hukuki ihtilaf mahiyetinde kaldığı anlaşılmakla; sanıkların yasal unsurları itibarıyla oluşmayan atılı suçtan beraatleri yerine oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçeyle mahkumiyetlerine hükmolunması,”

Bu doğrultularda, suçun oluşması için hileli hareketlerin aldatmaya elverişli olması gerekmektedir. Ama hileli hareketin niteliği, mağdurun hileyi anlayıp anlayamadığı veya anlayabilecek durumda olmayacağına neticede somut olaya özgü özelliklere göre belirlenmektedir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/39710 E. , 2024/11880 K.

“1.Dosya kapsamında sanığın duygusal birliktelik içerisinde olduğu katılanın zaafiyetinden faydalandığı ve katılanı kandırdığı, özellikle annesinin hastalığı ve bakıma muhtaç olduğuna dair yalanının annesinin başka bir şehirde yaşaması nedeni ile katılan tarafından kolayca tespit edilemeyeceği, suçun hile unsurunun gerçekleştiği, sanığın bu şekilde haksız menfaat elde etmiş olduğunun anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 157. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “dolandırıcılık” suçunu oluşturduğu anlaşıldığından,”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/139 E. , 2021/317 K.

“Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir:

“Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir.” (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, … 2012, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, s. 650.),

“Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır.” (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 6. Baskı, s. 343.),

“Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir.” (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, … 2011, Beta Yayınevi, 2. Baskı, Cilt I, s. 462.).

Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı konusunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, bu konuda olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.”

Yargıtayı bu görüşlerine göre bireylere yönelen basit yalanın ötesindeki davranış ve hareketler neticesinde dolandırıcılık suçu oluşmaktadır.

Yine aynı şekilde mağdur hileyi önceden biliyorsa iradesinin sakatlandığını öne süremeyeceğinden dolandırıcılık suçunu oluşturmayacaktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/8 E. , 2018/437 K.

“Sanık …’in, önceden tanıdığı inceleme dışı sanıklar … ve … ile birlikte hareket ederek, inceleme dışı…..’in olay tarihinden 15 gün önce…. ilinde yaptırıp getirdiği tarihi görünümde taklit ve yanıltıcı nitelikteki eserler ile tarlada bulduğunu savunduğu gerçek tarihi eserleri satmayı kararlaştırdıkları, inceleme dışı…..’in müşteri bulmayı, sanık …’in de bulunacak müşteriye suça konu eşyayı kendi evinde göstermeyi kabul ettiği, olay tarihinden 3-4 gün önce inceleme dışı sanık …’in söz konusu eserleri satın alabileceğini söyleyen bir şahsı sanık …’in evine götürdüğü, bu şahsın kendisine gösterilen eserleri beğendiğini ve almak istediğini söyleyip daha sonra gelmek üzere evden ayrıldığı, emniyet görevlilerince yapılan istihbari çalışmalar kapsamında sanık …’in evinde tarihi eser olduğunu ve bu tarihi eserlerin sanık ve inceleme dışı sanıklar tarafından satılmak istendiğinin öğrenilmesi üzerine bir emniyet görevlisinin müşteri gibi hareket ederek inceleme dışı sanık … ile irtibat kurduğu ve olay günü sanık …’in evine gidip, suça konu eserlerin 70.000 TL karşılığında satın alınması hususunda pazarlık yaptıktan sonra parayı getirme bahanesiyle dışarı çıkıp evin etrafında önlem almış olan emniyet görevlilerine bilgi verdiği, görevlilerin Cumhuriyet savcısının verdiği arama emrine istinaden sanığın evine girip suça konu eşyayı ele geçirdikleri olayda; sanığın evinde satmak amacıyla tarihi eser bulundurduğunun haber alınması üzerine, gerekli araştırmayı yapmak ve 2863 sayılı Kanun’a aykırılık suçunun maddi delillerini ortaya çıkarıp şüphelileri yakalamak amacıyla, sanığın evine gidip müşteri gibi davranarak pazarlık yapan ilgili kolluk görevlisinin baştan itibaren tarihi eser satın almak yönünde bir iradesinin bulunmaması ve sanığın ilgili kolluk görevlisine yönelik hileli hareketlerinin aldatıcı ve….a düşürücü nitelikte olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin dolandırıcılık suçunun maddi konusunun hareket unsurunu oluşturan hileli davranış olarak nitelendirilemeyeceği anlaşıldığından dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı kabul edilmelidir.”

Dolandırıcılık suçunun fail bakımından oluşması için mağdurun zararının ahlaka veya kanuna aykırı amaçla hareket edilmemesi gerekmektedir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/36561 E. , 2025/390 K.

“Katılanın internette “Bursaeskort.com” isimli sitede gördüğü ilanda belirtilen telefonu aradığı, görüştüğü erkek şahsın isteği üzerine sanığın eniştesi tanık … adına kayıtlı ancak fiilen sanık tarafından kullanılan hesap numarasına 300,00 TL gönderdiği, bu paranın sanık tarafından çekildiği, ancak buluşma yerine kimsenin gelmediği, katılanın aynı telefon numarasını aradığında görüştüğü erkek şahsın 200,00 TL daha yatırmasını istemesi üzerine dolandırıldığını anladığı, sanığın bu suretle üzerine atılı suçu işlediği iddia olunan olayda; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.12.2018 tarihli ve 2015/23-1072 Esas, 2018/633 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere katılanın zararının ahlaka aykırı isteğin yerine getirilmemesi nedeniyle değil, aksine bu isteğin gerçekleştirileceği yönündeki sanığın hileli davranışı neticesinde meydana geldiği, katılanın meydana gelen zararını talep edip edememesinin özel hukuk konusu olduğu ve dolandırıcılık suçunun oluşmasına engel teşkil etmediği, sanığın ahlaka aykırı bir yönteme başvurarak gerçekleştirdiği hileli davranışlarının somut olayda hukuki boyuttan çıkıp cezai sorumluluğu gerektiren aldatıcı nitelikte olduğu ve bu şekilde atılı dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibarıyla oluştuğu gözetilmeksizin sanığın mahkumiyeti yerine ahlaka ve hukuka aykırı isteğinin karşılanmamasının hukuki ihtilaf kapsamında kaldığı gerekçesiyle beraatine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.”

Dolandırıcılık suçuna konu haksız menfaatin taşınır, taşınmaz, para olabileceği gibi, karşılıksız yararlanmaya konu olan (taksi, otel, yeme-içme) veya belirli bir bedel karşılığı hizmet de olabilecektir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2019/672 E. , 2020/11486 K.

“Sanığın, 16/05/2013 tarihinde, taksi şöförü olarak çalışan müştekinin aracına parası olmadığı halde bindiği, … Cad. No:66 adresine geldiğinde, sanığın emlakçıdan para alacağım diyerek araçtan indiği ve kaçtığı olayda, taksimetrede yazılı 51,50 TL taksi ücretini ödemediği, taksi bedelini ödeyemeyeceğini bildiği halde, müşteri gibi davranıp hileli hareketlerle, müşteki zararına menfaat sağladığı olayda, basit dolandırıcılık suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.”

Hileli Davranışların Belirli Bir Kişiye Yöneltilmiş Olması Gerekmektedir. Hazırlık hareketi niteliğinde olan henüz mağduru belirli olmadan belirsiz veya birden fazla kişiye karşı kandırma ve yarar sağlama amacı dolandırıcılık suçunu oluşturmamaktadır.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2018/1698 E. , 2018/1540 K.

Sanığın, içerisinde sinema eseri bulunduğu izlenimi veren boş CD’leri seyyar tezgahında satışa arz etmekten ibaret eyleminde, herhangi bir mağdura yönelen hileli bir hareketinin söz konusu olmaması nedeniyle boş CD’leri elde bulundurmasının hazırlık hareketi mahiyetinde olması ve dolandırıcılık suçunun oluşumu için aranan hileye ilişkin icrai hareketlerin henüz başlamaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın atılı suçtan beraatı yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görülmekle,

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için hileli davranışların somut bir mağdura yöneltilmesi ve mağdurun iradesinin bu hile karşısında etkilenmesi gerekir. Henüz belirli bir kişiye yöneltilmemiş veya herhangi bir kimsenin iradesi etkilenmemiş hileli hareketler, yalnız başına dolandırıcılık suçunu oluşturmaz.

Buna karşın, hileli davranışlar gerçekleşmiş ve bir mağdurun iradesi sakatlanarak fail lehine menfaat sağlanmışsa, dolandırıcılık suçunun temel unsurları tamamlanmış olur. Yani suç, mağdurun iradesinin etkilenmesi ve failin hukuka aykırı menfaat temini ile varlığını kazanır.

Dolandırıcılık suçunun temel unsurlarından biri, mağdurun hileli davranışlar karşısında iradesinin sakatlanmasıdır. Ancak mağdur baştan itibaren failin hileli girişimlerine inanmıyorsa ve menfaati teslim etmeye yönelik bir niyet taşımıyor, yalnızca failin yakalanmasını sağlamak amacıyla inanmış gibi davranıyorsa, iradesi hile karşısında etkilenmiş sayılmaz. Bu durumda, failin hileli davranışları mağdur üzerinde herhangi bir hukuka aykırı sonuç doğuramaz. Dolayısıyla, dolandırıcılık suçu unsurları oluşmadığından, fiil suç teşkil etmez.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/15573 E. , 2024/5219 K.

“Sanığın, katılan …’dan aldığı mal karşılığı suça konu 7.000,00 TL, 6.500,00 TL ve 2.800,00 TL bedelli çekleri katılana gönderdiği, katılanın bu çeklerin sahte olduğunu öğrendiği esnada sanığın katılandan yeniden mal istemesi üzerine katılanın sanığı yakalatmak amacıyla isteğini kabul ederek suça konu 3.200,00 TL’lik çeki alıp karşılığında sanığa kargoyla boş kutu gönderdiği, sanığın kargoyu teslim aldığı esnada … adına düzenlenmiş sahte sürücü belgesini ibraz ettiği ve yakalandığı olayda, sanığın ilk eyleminin tamamlandığı, ikinci eyleminin ise teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmakla;
a) Hükümde zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması, nedenleriyle eksik cezalar tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.”

Dolandırıcılık suçunda hileli davranışların mağduru yanıltması esastır. Eğer mağdur, failin hileli girişimlerine baştan inanmış veya şüphe duymamışsa ve menfaati teslim etmeye niyetli ise, failin amacı gerçekleşme potansiyeli taşır. Ancak mağdur, hilenin farkına vararak menfaati teslim etmekten vazgeçtiğinde, failin planladığı hukuka aykırı menfaat elde etme iradesi gerçekleşemez. Bu durumda, failin fiili yalnızca suç teşebbüsü aşamasında kalır; yani dolandırıcılık suçu tamamlanmaz, yalnızca teşebbüs hükmü gündeme gelir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/1088 E. , 2019/993 K.

“Sanıkların iştirak halinde numune altın fotoğrafı yolladıkları katılanı gömü altın satmak vaadiyle kandırdıkları, ancak buluşma yerine gelen polislerin sanıklardan şüphelenerek onları karakola götürmesi ile teşebbüs aşamasında kaldığı iddia edilen olayda; Sanıkların müşteki ile telefonda görüşerek numune altının fotoğrafını yolladıkları, taraflarca buluşma yerine gelindiği ve dolayısı ile hazırlık hareketlerini tamamlanıp icra hareketlerinin başladığı ve sanıkların polislerin gelmesi nedeni ile eylemi tamamlayamadıkları nazara alındığında; sanıkların teşebbüs sınırında kalan atılı suçtan mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine hükmedilmesi, Bozmayı gerektirmiş,”

Hilenin Etkisiyle Haksız Menfaatin Elde Edilmesi arasına illiyet bağı bulunması gerekmektedir.

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, failin hileli davranışları ile mağdurun aldatılması ve bunun sonucunda mağdurun faile mal veya menfaat teslim ederek fail lehine bir yarar sağlaması gerekmektedir. Bu noktada elde edilen menfaat ile uygulanan hile arasında doğrudan veya dolaylı bir illiyet bağının bulunması zorunludur. Mağdur, failin hileli hareketlerinden bağımsız olarak başka bir nedenle yarar sağlamışsa, dolandırıcılık suçu meydana gelmez. Hile olmaksızın veya hile sonrası menfaatin fail tarafından tam ve kesin olarak temin edilmesinden sonra yapılan hareketler hile kapsamında değerlendirilmez; dolayısıyla, yarar veya menfaat hile olmaksızın elde edilmiş ise suç oluşmaz.

Özel durum olarak, önceden doğmuş bir borcun ödenmesi amacıyla düzenlenen sahte çek veya bono, borcun varlığı nedeniyle alacaklıyı yanıltmayı amaçlamadığından, kural olarak dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Ancak somut olayda fail, sahte çek veya bono aracılığıyla yalnızca borcunu kapatmakla kalmayıp kendisine ek bir menfaat sağlıyorsa, failin amacı yalnızca borcun ödenmesi olmaktan çıkar. Bu durumda, haksız bir kazanç elde etme iradesi devreye girmekte ve dolandırıcılık suçunun temel unsuru olan “hukuka aykırı menfaat temini” gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, fiil yalnızca borcun ödenmesini değil, aynı zamanda haksız menfaat elde etme amacını da içerdiğinden, dolandırıcılık suçu oluşur.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/18214 E. , 2023/1239 K.

“Sanığın katılan şirketten alınan 17.665,00 TL bedelli un karşılığında ilk olarak suça konu sahte bonoyu vermek şeklinde gerçekleşen eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 157 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen dolandırıcılık suçunun tamamlanmış halini oluşturduğu, yine sanığın farklı bir tarihte suça konu sahte çeki vermek suretiyle önceki borcu kapatmak ve katılan şirketten tekrar mal almak istemesi üzerine, katılan şirket tarafından çek kabul edildiği halde, talep edilen malın verilmemesi şeklindeki eyleminin nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçuna vücut verdiği;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.05.2013 tarihli ve 2012/13-1543 Esas, 2013/257 Karar sayılı “failin işlediği suçlar aynı nitelikte ise; örneğin her biri suçun basit veya nitelikli hali ise burada ceza bu basit veya nitelikli hal üzerinden belirlenecektir. Failin işlediği suçlardan bir kısmı suçun basit, bir kısmı da nitelikli hali ise; nitelikli hal daha fazla ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hal ise; ceza bunun üzerinden belirlenmeli, ancak nitelikli hal suçun basit şekline göre daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal ise; ceza suçun basit şekli üzerinden belirlenmelidir. “

2. Yarar Sağlama

Dolandırıcılık suçunun oluşumu iki aşamalıdır: Başlangıç aşaması, failin hileli davranışlarla mağdurun iradesini etkilemesi ve sakatlamasıdır; bitiş aşaması ise hilenin sonucunda fail veya başka bir kişi lehine haksız menfaatin sağlanmasıdır. Bu bağlamda, suçun tamamlanabilmesi için mağdurun, fail veya üçüncü kişi lehine ekonomik bir çıkar sağlaması gerekir.

Dolandırıcılıkta, mağdurun malvarlığında meydana gelen azalma ile failin veya başka bir kişinin malvarlığında meydana gelen artış arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunmalıdır.

Yarar kavramı ise, hileli davranışlar sonucu elde edilen şeyin ekonomik değer taşıması anlamına gelir. Bu ekonomik değer, taşınır veya taşınmaz mal, hak veya alacak gibi her türlü menfaat biçiminde olabilir.

Dolayısıyla failin hileli davranışı, yalnızca mağdurun iradesini etkilemekle kalmayıp, aynı zamanda ekonomik bir menfaatin elde edilmesine yol açıyorsa dolandırıcılık suçu oluşmuş sayılır.

Dolandırıcılık suçunda elde edilen haksız menfaat yalnızca failin kendisi lehine gerçekleşmeyebilir. Suçtan haberdar olan ve suça iştirak eden üçüncü kişiler de hilenin sonucundan yararlanabilir. Bunun yanı sıra, suçun işlendiğinden habersiz olan ve failin hileli davranışlarından kaynaklanan menfaati dolaylı olarak elde eden kişiler de yarar sağlayan taraf olarak değerlendirilebilir.

Önemli olan, menfaatin hileli davranışlarla doğrudan veya dolaylı bir şekilde bağlantılı olmasıdır; failin veya diğer kişilerin bu menfaati hukuka aykırı olarak temin etmiş olması dolandırıcılık suçunun unsurlarından biridir.

Dolandırıcılık suçlarında genellikle failin malvarlığında bir artış ve mağdurun malvarlığında bir azalma meydana gelir. Ancak bu durum her zaman doğrudan ve somut olarak gerçekleşmeyebilir. Örneğin, mağdurun ödenmesi gereken bir borcun hileli yöntemlerle ödenmemesi durumunda, failin malvarlığına doğrudan bir artış olmadan mağdurun malvarlığına zarar verilmiş olabilir.

Benzer şekilde, mağdurun malvarlığına bir değer girmesinin engellenmesi de dolandırıcılık kapsamında değerlendirilebilir. Önemli olan, hileli davranış ile mağdurun ekonomik çıkarının etkilenmesi ve bu etkilenmenin failin lehine veya haksız bir kazanç sağlamaya yönelik olmasıdır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2022/2236 E. , 2022/5165 K.

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.03.2022 tarih ve KD-2022/14336 sayılı itiraz yazısında özetle; “…’nin, eşi …..’nin almış olduğu para cezaları için sahte ödeme belgeleri düzenletmek amaçlı sanık … ile anlaşarak 4.000 TL para verdiği, sanık …’nun da 15 adet ilama ait para cezalarının ödendiğine dair sahte makbuzları 23.06.2011 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na ibraz etmek suretiyle …’nin eşi olan …’nin tahliye olmasını sağladığı, sanıkların bu şekilde nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işledikleri,”

Hileli davranışlara rağmen mağdurun malvarlığında herhangi bir azalma meydana gelmemişse, dolandırıcılık suçu oluşmaz. Zira dolandırıcılık suçunun temel unsurlarından biri, mağdurun malvarlığında haksız bir eksilme veya zararın gerçekleşmesidir.

Failin hile yoluyla elde ettiği fayda, aynı şekilde hile kullanılmadan da elde edilebilecek nitelikteyse ve mağdurun malvarlığı üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi bulunmuyorsa, bu durumda failin eylemi hukuken haksızlık teşkil etmez; dolayısıyla dolandırıcılık suçunun varlığı söz konusu olamaz.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/12836 E. , 2023/5754 K.

Suça konu iş yerinin gerçek bir iş yeri olması, sanığın kurumun denetim imkanını ortadan kaldıracak mahiyette hileli bir hareketinin bulunmaması, kurumun kendisine bildirilen iş yerini ve işe giriş bildirgelerini denetleme yetkisinin her zaman bulunması, sigorta primlerinin katılan kuruma yatırılmış olması halinde, 5510 sayılı Kanun’un 89 uncu maddesi uyarınca primlerin irat kaydedileceği, aynı Kanun’un 96 ncı maddesi uyarınca yapılan sağlık harcamalarının da geri alınacağının düzenlenmiş olması, primlerin yatırılmamış olması halinde de katılan kurumun alacaklarını her zaman tahsil etme imkanının bulunması nedenleriyle katılan kurumun zararından bahsedilemeyeceği, dolayısıyla sanığa yüklenen kamu kurum veya kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunun yasal unsurları oluşmadığından, sanık hakkında kurulan beraat hükmünün sonucu itibarıyla doğru olduğu kabul edilmiştir.

Dolandırıcılık suçu, klasik anlamıyla çok hareketli bir suç niteliğindedir. Bu suçun oluşabilmesi için öncelikle failin hileli davranışlar sergilemesi gerekir. Hileli davranış, mağdurun yanlış bir kanaate kapılmasına yol açan ve onun iradesini etkileyen eylem veya davranışları ifade eder.

Hileli davranışların ardından, mağdurun iradesinin bu hile sonucunda sakatlanması gerekir; yani mağdur, kendi rızasıyla yapacağı işlemi yanlış bilgi veya yanıltıcı davranışlar nedeniyle gerçekleştirir. Ancak mağdurun iradesinde bu sakatlanma meydana gelmezse, dolandırıcılık suçunun temel unsurlarından biri eksik kalmış olur.

Son aşamada ise, fail veya üçüncü bir kişi bu hileli davranışlar sonucunda menfaat elde etmelidir.

Bu üç aşamanın bir arada gerçekleşmesi, dolandırıcılık suçunun çok hareketli (yani birden fazla fiil ve sonuç içeren) bir suç olduğunu göstermektedir. Yani dolandırıcılık suçu, sadece tek bir eylem veya tek bir sonuçla sınırlı değildir; hile, mağdurun irade sakatlığı ve menfaat sağlama birbirini izleyen ve birbirine bağlı unsurlardır.

Dolandırıcılık suçunda hile, failin gerçekleştirdiği eylemlerin doğrudan menfaati temine yönelik olmasını gerektirir. Başka bir deyişle, hileli davranışlar yalnızca mağduru yanıltmakla kalmamalı, aynı zamanda bu hile sonucunda fail veya üçüncü bir kişi lehine somut bir menfaat elde edilmesine zemin hazırlamalıdır. Hile ile menfaat arasında doğrudan bir bağlantının bulunması, dolandırıcılık suçunun oluşması açısından temel bir unsur olarak kabul edilir. Bu bağ, suçun amaç unsuru ile fiil unsuru arasında zorunlu bir ilişkinin olduğunu gösterir ve dolandırıcılığın çok hareketli yapısını tamamlar.

Dolandırıcılık suçunda, mağdurun hilenin etkisiyle aldatılarak menfaat sağlaması gerekir. Yani mağdurun iradesi, hileli davranışlar sonucunda sakatlanmalı ve yanıltılmalıdır. Eğer mağdur, iradesi sakatlanmadan bir şeyi teslim ederse, dolandırıcılık yerine hırsızlık suçu gündeme gelir.

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, menfaatin mağdurun rızasıyla, ancak sakatlanmış iradesiyle verilmiş olması şarttır. Aksi durumda, yani failin hilesi olmadan veya mağdurun rızası dışında menfaatin elde edilmesi halinde, dolandırıcılık değil hırsızlık suçu söz konusu olur.Hırsızlık suçunda, mal, bulunduğu yerden mağdurun bilgisi ve rızası dışında, herhangi bir hileye başvurulmadan alınır. Bu durumda, mağdurun oyalanması veya hileli davranışlarla dikkatinin dağıtılması gibi unsurlar suçun niteliğini değiştirmez; yani dolandırıcılık değil, hırsızlık suçu oluşur. Hile unsuru bulunmadığı için mağdurun iradesi sakatlanmış sayılmaz ve menfaatin elde edilme şekli dolandırıcılık kriterlerini karşılamaz.

Dolandırıcılık suçunda failce sağlanan yarar, hasılsız olmalıdır; yani hile yoluyla elde edilen menfaat, mağdurun zararına olacak şekilde kazanılmalıdır. Menfaatin miktarının az veya çok olmasının suçun oluşumu açısından bir önemi yoktur; TCK’da miktarın azlığı, dolandırıcılık suçunun varlığını veya cezasını etkileyecek şekilde indirim sebebi olarak düzenlenmemiştir.

Bununla birlikte, TCK m. 61 uyarınca, cezanın belirlenmesinde temelde dikkate alınması gerekir; yani menfaatin miktarı, cezanın tayininde bir ölçüt olarak değerlendirilebilir, ancak suçun oluşumunda belirleyici değildir.

Dolandırıcılık suçunda, aynı kişiye karşı birden fazla defa işlenmesi halinde, suç, bir suç işleme iradesi çerçevesinde değerlendirilir. Yani, değişik zamanlarda aynı kişiye karşı aynı suçun birden fazla kez işlenmesi durumunda, TCK’da öngörülen zincirleme suç hükümleri uygulanır. Bu kapsamda, her bir fiil ayrı ayrı suç olarak ele alınmaz; failin davranışları, tek bir suç işleme iradesi altında zincirleme şekilde değerlendirilerek ceza tayini yapılır.

Dolandırıcılık suçunda, elde edilen menfaatin suçun tamamlanmasından sonra failin kendi iradesiyle iade veya tazmin edilmesi halinde, TCK m. 168 uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekir.

Bu düzenleme, failin haksız kazancı gönüllü olarak geri vermesi veya mağdura tazmin etmesi durumunda, cezada indirim sağlanmasını amaçlar. Etkin pişmanlık, dolandırıcılık suçunun cezai sonuçlarını hafifletebilecek bir hukuki imkan olarak değerlendirilir ve failin suç sonrası davranışının önemini ortaya koyar.

Adli para cezasının hesaplanması bakımından, haksız yararın azlığı cezada indirim sebebi olarak açıkça düzenlenmemiş olsa da, hakim diğer şartların da varlığı halinde cezayı alt sınırdan uzaklaştırarak tayin edebilir.

Dolandırıcılık suçundan elde edilen haksız menfaatin dikkate alınmasıyla birlikte, hapis cezasının yanında adli para cezası da öngörülmüştür. Hapis cezası alt sınırdan tayin ediliyorsa, adli para cezası da alt sınırdan (5 gün) uygulanmalıdır. Ancak cezanın alt sınırdan uzaklaştırılması durumunda, hakim uzaklaştırma gerekçesini açıkça göstermek zorundadır.

3. Yarar Sağlayan Kimse (Fail)

Dolandırıcılık suçunun faili, hileli davranışlarda bulunarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlayan kişidir. Fail, gerçekleştirdiği hileli davranışlarla mağduru aldatmakta ve bu aldatma sonucunda mağdurun malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasını sağlayarak menfaat elde etmektedir. Bu nedenle dolandırıcılık suçunda fail, hileli davranışları gerçekleştiren veya bu davranışlar aracılığıyla menfaat sağlayan kişi olarak kabul edilir.

Dolandırıcılık suçunun faili, hileli davranışlarda bulunarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlayan kimsedir. Failin özel durumuna göre, bazı durumlar nitelikli dolandırıcılık kapsamında değerlendirilir:

  • Failin kendisini kamu görevlisi olarak tanıtması, TCK m. 158/1-l uyarınca nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur.
  • Menfaatin, aradaki hukuki ilişkiye duyulan güvene istinaden temin edilmesi halinde, failin davranışı güveni kötüye kullanma suçu kapsamına girer.
  • Failin özel sanat, meslek veya serbest meslek mensubu olması, veya ticari faaliyetine duyulan güvenin kötüye kullanılması, yine suçun nitelikli hallerinden sayılabilir.

Bu durumlar, dolandırıcılık suçunun failin durumuna ve menfaatin elde edilme şekline göre farklı cezai değerlendirmeler gerektirdiğini göstermektedir.

Dolandırıcılık suçu, ancak kasten işlenebilen bir suçtur; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Bu suç bakımından kast, failin dolandırıcılık suçunun tüm maddi unsurlarını bilmesi ve istemesi anlamına gelir. Başka bir ifadeyle fail, gerçekleştirdiği hileli davranışların mağduru aldatacağını ve bunun sonucunda kendisine veya bir başkasına **haksız bir menfaat sağlanacağını bilerek ve isteyerek hareket etmelidir.

Dolandırıcılık suçunda kastın, hileyi oluşturan davranışların tüm süreci boyunca mevcut olması gerekir. Hileli davranışlar gerçekleştirilirken failin bu davranışların sonuçlarını öngörmesi ve menfaat elde etme amacını taşıması zorunludur. Bu nedenle, sonradan ortaya çıkan kast dolandırıcılık suçunun oluşumu için yeterli değildir; kastın hileli davranışların icrası sırasında mevcut olması gerekir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 16.12.2015 T., 2013/20381 E., 2015/32325 K.

“sanığın dolandırıcılık eylemine bilerek ve isteyerek katıldığı yönünde kesin ve inandırıcı delil bulunmaması durumunda beraat kararı verilmelidir.”

4. Aldatılan Kimse (Mağdur)

Dolandırıcılık suçunda mağdur, kural olarak gerçek kişi olabilir. Tüzel kişiler suçtan zarar görebilmekle birlikte, ceza hukuku anlamında mağdur sıfatına sahip değildirler. Bu nedenle tüzel kişiler dolandırıcılık suçunda mağdur değil, ancak suçtan zarar gören konumunda değerlendirilebilirler.

Ceza hukuku bakımından mağdur, işlenen suç nedeniyle hukuki yararı ihlal edilen, zarara uğrayan veya tehlikeye maruz bırakılan kişi olarak tanımlanmaktadır. Her ne kadar mağdur suçtan her zaman zarar görse de, zarar gören her zaman mağdur değildir. Bu ayrım, özellikle dolandırıcılık suçunun değerlendirilmesinde önem taşımaktadır.

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için hileli davranışların mutlaka mağdura ulaşması gerekir. Bununla birlikte, suçun meydana gelmesi için malvarlığında meydana gelen azalmanın mutlaka hilenin yöneltildiği kişiye ait olması zorunlu değildir.

Bu kapsamda, hile yöneltilen kişi ile malvarlığında azalma meydana gelen kişi farklı olabilir. Ancak önemli olan, aldatılan kişi ile malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunan kişinin aynı kişi olmasıdır.

Failin aynı hileli yöntemi farklı zamanlarda ve farklı mağdurlara karşı gerçekleştirmesi halinde, her bir mağdurun iradesi ayrı ayrı sakatlanmaktadır. Bu nedenle, her mağdur bakımından bağımsız bir dolandırıcılık suçu oluşur.

Bu tür durumlarda suçlar arasında gerçek içtima hükümleri uygulanır. Başka bir ifadeyle, failin aynı hile yöntemini kullanması tek bir suçun oluştuğu anlamına gelmez; iradesi sakatlanan her bir mağdur bakımından ayrı bir dolandırıcılık suçu meydana gelir ve fail her bir suçtan ayrı ayrı sorumlu tutulur.

Dolandırıcılık suçlarında, TCK m. 167/1-2 hükümleri uyarınca şahsi cezasızlık sebepleri veya şahsi indirim sebepleri uygulanabilmektedir. Bu düzenleme, suçun belirli derecedeki yakın akrabalık veya eş ilişkisi içerisinde işlenmesi halinde ceza hukuku bakımından farklı sonuçlar doğurmasını öngörmektedir.

Bu kapsamda, dolandırıcılık suçunun belirli derecede yakın akraba veya eş aleyhine işlenmesi durumunda, kanunda öngörülen şartların varlığı halinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilebilmektedir. Buna karşılık, daha uzak derecedeki akrabalar aleyhine işlenmesi halinde ise cezada indirim yapılması mümkündür.

Ayrıca bu gibi durumlarda suç, şikayete tabi hale gelmekte ve aynı zamanda dolandırıcılıkta uzlaşma kapsamına girebilmektedir. Bu düzenleme, aile içi ilişkiler ve sosyal bağların korunması amacıyla ceza hukukunda kabul edilen özel bir istisna niteliği taşımaktadır.

Dolandırıcılık Suçunun Nitelikli Halleri

Dolandırıcılık suçunda, bazı durumlarda suçun temel cezasının artırılması söz konusu olabileceği gibi, bazı hallerde ise cezanın azaltılması gündeme gelebilmektedir. Bu durum, suçun işleniş biçimi, failin özellikleri, mağdurun durumu ve suçun işlendiği koşullar gibi unsurların dikkate alınmasıyla belirlenmektedir. Dolayısıyla somut olayın özelliklerine göre, kanunda öngörülen nitelikli haller, şahsi cezasızlık veya indirim sebepleri ile etkin pişmanlık gibi düzenlemeler cezanın artırılmasına veya azaltılmasına neden olabilmektedir.

Nitelikli dolandırıcılık

Madde 158- (1) Dolandırıcılık suçunun;

a) Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,

b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,

c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,

d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,

e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,

f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,

g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,

i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,

j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,

k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,

l) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle,

İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.

(2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza bir kat artırılır.

1. Dini İnanç Ve Duyguların İstismar Edilmesi Suretiyle Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-a)

Dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, kanun koyucu tarafından suçun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. Bu nitelikli halin düzenlenmesindeki temel amaç, insanların sahip oldukları manevi ve dini değerlerin kötüye kullanılmasını önlemektir.

Özellikle bireylerin hayır yapma, yardım etme ve dini saiklerle bağışta bulunma gibi iyi niyetli ve samimi duygularının aldatma aracı olarak kullanılması suretiyle menfaat temin edilmesi, suçun daha ağır bir biçimde gerçekleştiğini göstermektedir.

Dini inanç ve duygular, bireylerin en hassas ve korunmaya değer değer alanlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, bu duyguların istismar edilerek suç işlenmesi halinde, dolandırıcılık suçunun toplumsal tehlikeliliği ve haksızlık içeriği artmaktadır. Kanun koyucu da bu sebeple, dini inanç ve duyguların araç olarak kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık fiillerinde temel cezanın artırılarak uygulanmasını öngörmüştür.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/19262 E. , 2025/6617 K.

“Katılan beyanları, sanık savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre, katılanın, bir arkadaşı vasıtasıyla telefon numarasını aldığı sanık ile uzun telefon görüşmeleri yaptığı, sanığın katılana ve ailesine büyü yapıldığını, bunun ölümcül olduğunu, acil tedavi gerektirdiğini, büyüyü bozması için kendisine para göndermesi gerektiğini söyleyerek katılanın iradesini sakatlayıp toplamda 21.000,00 TL parasını aldığı, bu şekilde katılanın dini inanç ve duygularını istismar etmek suretiyle menfaat temin ettiği anlaşılmakla, yasal unsurları itibariyle oluşan nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın mahkumiyeti yerine suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi,”

2. Kişinin İçinde Bulunduğu Tehlikeli Durum Veya Zor Şartlardan Yararlanmak Suretiyle Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-b)

Dolandırıcılık suçunun, kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle işlenmesi, suçun nitelikli hallerinden biri olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin amacı, zor durumda bulunan kişilerin zayıflayan muhakeme ve değerlendirme imkanlarından yararlanılarak aldatılmalarını daha ağır şekilde cezalandırmaktır.

Zor veya tehlikeli bir durumda bulunan kişi, içinde bulunduğu koşullar nedeniyle çevresindeki kişilere her zamankinden daha fazla güven duyabilmekte ve çoğu zaman kendisine zarar verilip verilmeyeceğini yeterince değerlendirememektedir. Bu durum, kişinin aldatılmaya daha açık hale gelmesine yol açmaktadır. Failin, mağdurun bu zayıf durumundan faydalanarak hileli davranışlarla menfaat temin etmesi halinde, dolandırıcılık suçunun haksızlık içeriği ve toplumsal tehlikeliliği artmaktadır.

Bu nedenle kanun koyucu, kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanılarak işlenen dolandırıcılık fiillerinde, fail hakkında verilecek cezanın artırılmasını öngörmüştür.

Kişinin zor durumda veya çaresizlik içinde bulunduğu zamanlarda aldatılması, dolandırıcılık suçunun daha ağır bir biçimde işlenmesine neden olmaktadır. Zira bu tür durumlarda kişi, içinde bulunduğu şartlar nedeniyle daha kolay aldatılabilir ve yanıltılabilir bir hale gelmektedir.

Bu nedenle kanun koyucu, mağdurun zor durumundan veya çaresizliğinden yararlanılarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi halinde, suçun haksızlık içeriğinin ve tehlikeliliğinin arttığını kabul etmiş ve bu durumda daha ağır bir ceza öngörmüştür.

Dolandırıcılık suçunda tehlikeli durum ve zor şartlar ibaresi, esas olarak suçun mağduru bakımından uygulanır. Yani, mağdurun içinde bulunduğu zor veya tehlikeli şartlar, failin hileli davranışlarından doğan riskleri artırmaktadır.

Buna karşılık, failin, mağdurun zor durumda veya çaresiz olduğuna dayanarak menfaat temin etmesi, doğrudan bu nitelikli hal kapsamında değerlendirilmez. Yani nitelikli hal, failin davranışına değil, mağdurun maruz kaldığı koşullara ve bu koşulların aldatılmaya etkisine odaklanmaktadır. Bu nedenle, yalnızca mağdurun zor durumda olması ve failin bundan yararlanması halinde nitelikli hal söz konusu olur.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/21991 E. , 2017/23334 K.

“Katılanın böbrek nakli olması gerektiği, sanıkların bu konuda yardımcı olabileceklerini söyleyerek 17.500.USD parasını alarak katılanı dolandırdıkları iddia edilen olayda; eylemin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-b maddesinde öngörülen “Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle” dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş,”

Dolandırıcılık suçunda, mağdurun içinde bulunduğu durumun gerçekte tehlikeli veya zor şartlar oluşturup oluşturmadığı belirleyici değildir. Önemli olan, failin mağduru bu konuda inandırmasıdır. Yani mağdur, kendisinin zor veya tehlikeli bir durumda olduğuna inanarak hareket ediyorsa ve bu inandırma sonucunda fail menfaat elde ediyorsa, suç dolandırıcılık niteliğinde oluşur.

Bu durumda, mağdurun gerçekten zor durumda olup olmaması suçun oluşması için şart değildir; failin hileli davranışı ve mağdurun inandırılması, suçun tamamlanması için yeterli unsurlardır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/17360 E. , 2022/12413 K.

“TCK’nin 158/1-b bendinde düzenlenen dolandırıcılık suçunda kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlar, başkalarına güven duymaya, sığınmaya en fazla ihtiyaç duyduğu anlardır. Kişinin örneğin doğal bir afete veya trafik kazasına maruz kalmasından ya da hastalığı yüzünden içine düştüğü çaresizlikten yararlanılarak aldatılması daha kolaydır. Zor ve tehlikeli durumda olduğunu söyleyerek menfaat sağlanması, acıma ve yardım duygularının kötüye kullanılması suretiyle suçun işlenmesindeki kolaylık nedeniyle bu hal ağırlaştırıcı neden sayılmıştır. Tehlikeli durumun gerçekte var olmadığı halde mağdurun buna inandırılmış olması nitelikli halin uygulanması için yeterlidir. Yalanda olsa mağdur gerçekte düşmüş olabileceği tehlikeli durum veya zor şartlar içine düşmekte ve o durumun gerektirdiği ruhsal ve psikolojik tepkilerle hareket etmektedir. Somut olayda katılanın içinde bulunduğu durumun, tehlikeli durum ve zor şartlar kapsamında değerlendirilemeyeceği, ancak, sanıkların birlikte hareket ederek katılandan hile ile temin edilen senetleri borçlu olmadığı halde katılan aleyhine icra takibine konu etmeleri eyleminin, TCK’nin 158/1-d maddesinde tanımlanan kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin TCK’nin 158/1-b maddesi gereğince sanıkların mahkumiyetine hükmedilmiş ise de cezanın değişmeyeceği gözetilerek sonuca etkili görülmediğinden, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.”

Dolandırıcılık suçunda, mağdurun çaresiz veya savunmasız olmadığı, psikolojik olarak baskı altında bulunmadığı ve kendi imkanlarıyla tehlikeli veya zor durumdan çıkabilme yeteneğine sahip olduğu hallerde, söz konusu nitelikli hal uygulanmaz.

Bu durumda, mağdurun zor veya tehlikeli koşullardan kaynaklanan bir savunmasızlığı bulunmadığı için, failin bu koşullardan yararlanarak menfaat elde etmesi, suçun nitelikli hal kapsamında ağırlaştırılmasını gerektirmez. Nitelikli hal, esas olarak mağdurun içinde bulunduğu savunmasızlık ve çaresizlik koşullarına dayanmaktadır.

Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, failin mağdurun içinde bulunduğu tehlikeli durumu veya zor şartı bilmesi ve bu durumdan faydalanarak mağdur aleyhine menfaat temin etmeyi istemesi gerekmektedir.

Dolayısıyla, fail mağdurun içinde bulunduğu zor şartı bilmeden veya bundan faydalanmadan hileli davranışlarla menfaat elde ederse, söz konusu nitelikli hal uygulanmayacaktır. Nitelikli hal, yalnızca failin mağdurun dezavantajlı durumundan bilinçli olarak yararlanması halinde devreye girer.

3. Kişinin Algılama Yeteneğinin Zayıflığından Yararlanmak Suretiyle Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-c)

Dolandırıcılık suçunda, mağdurun algılama yeteneğinin zayıf olması, fail tarafından hileli davranışlarla daha kolay aldatılabilmesini sağlamaktadır. Bu durum, suçun toplumsal tehlikeliliğini artırmakta ve mağdurun korunmaya daha açık hale gelmesine yol açmaktadır.

Bu nedenle, mağdurun algılama yeteneğinin zayıf olmasından yararlanılarak işlenen dolandırıcılık fiilleri, suçun temel şekline göre daha ağır bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Bu düzenleme, mağdurun özel durumu nedeniyle failin haksız kazancının daha ciddi sonuçlar doğurduğunu dikkate alır.

Mağdurun iradesinin hukuken geçerli olmadığı durumlarda, iradesinin sakatlanması artık mümkün değildir. Bu nedenle, failin elde ettiği menfaat, mağdurun rızası dışında alınmış sayılır.

Bu durumda, suçun niteliği dolandırıcılık değil, hırsızlık olarak değerlendirilir. Yani, mağdurun iradesinin geçersizliği veya yokluğu, dolandırıcılık suçunun temel unsurlarının gerçekleşmesini engeller ve failin eylemi hırsızlık suçu kapsamında ele alınır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/21490 E. , 2023/2667 K.

“1. Algılama yeteneği bulunmayan 12 yaşını bitirmemiş çocukların ve tam akıl hastalarının yaptıkları hareketlerin anlam ve sonuçlarını bilemeyeceklerinden aldatılmalarından ve dolandırılmalarından bahsedilemeyeceğinden hareketle, somut olayda; sanığın, 12 yaşından küçük olduğu anlaşılan mağdurdan altınları alması şeklinde gerçekleştirdiği sabit görülen eyleminin hırsızlık suçunu oluşturacağı, anlaşılmakta mağdur ve katılan beyanları ile sanık savunmasının tekrar ayrıntılı bir şekilde alınarak, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 141 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hırsızlık suçunu mu, yoksa aynı Kanun’un 142 nci maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendinde düzenlenen nitelikli hırsızlık suçunu mu oluşturacağı da tartışılarak bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması,”

Mağdurun algılama yeteneğinin zayıf olması, kişinin iradesinin daha kolay aldatılabilmesine yol açar. Bu nedenle, algılama yeteneği zayıf kişiler dolandırıcılık açısından daha savunmasız kabul edilir.

Özellikle, 15 yaşından büyük sağır ve dilsizler ile yaş sınırı olmaksızın algılama yeteneği zayıf olduğu düşünülen kişiler için, mağdurun durumunu tespit etmek amacıyla rapor alınması zorunludur.

Ayrıca, 15-18 yaş grubundaki çocukların algılama yeteneği kanun gereği zayıf olduğu varsayılmakta olup, bu yaş grubundaki mağdurlar açısından da rapor alınması gereklidir. Bu raporlar, mağdurun algılama yeteneğinin durumunu resmi olarak belgeleyerek, dolandırıcılık suçunun nitelendirilmesinde hukuki güvence sağlar.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/33423 E. , 2024/4667 K.

“Katılanın doğuştan görme engelli olduğu, sanıkların katılanın görme kabiliyetindeki yetersizliğin yarattığı algılama yeteneğindeki zayıflıktan faydalanmak suretiyle aralarında var olan yakınlığı olduğundan farklı şekilde gösterdikleri ve katılan … hakkında düzenlenen Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Kliniğinin 17.04.2015 tarihli raporuna göre; katılan …’da mevcut olan ve doğuştan itibaren görme fonksiyonunu tamamen ortadan kaldıran görme engelinin, mağduru olduğu dolandırıcılık suçunu algılama yeteneğinde ağır derecede zayıflık yarattığının rapor edildiğinin anlaşılması karşısında, Cumhuriyet savcısının suçun vasfına yönelik temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.”

Kişinin alkol veya uyuşturucu etkisi altında geçici olarak algılama yeteneğinin zayıflaması, failin bu durumu kullanarak menfaat temin etmesine yol açabilir. Bu durumda, fail dolandırıcılık suçunun nitelikli hali kapsamında sorumlu tutulur; çünkü mağdurun geçici zayıflığından faydalanarak haksız kazanç sağlanmıştır.

Ancak, alkol veya uyuşturucunun mağdura fail tarafından verilmiş olması halinde, mağdurun rızası ve iradesi üzerinde cebri bir durum oluşmuş olur. Bu durumda, failin eylemi dolandırıcılık değil, yağma (gasp) suçu kapsamında değerlendirilir ve fail bu suçtan sorumlu tutulur.

Dolandırıcılık suçunda mağdurun algılama yeteneğinin zayıf olup olmadığı veya iradesinin sakatlanıp sakatlanmadığı hususunun tespit edilmesi, suçun nitelendirilmesi ve ceza tayini açısından büyük önem taşır. Bu nedenle, mağdurun durumu resmi ve güvenilir bir şekilde belgelenmelidir.

Bu amaçla, mağdurun algılama yeteneğinin zayıf olması, zihinsel engeli, psikolojik durumu veya geçici etkiler (alkol, uyuşturucu) nedeniyle iradesinin sakatlanmış olma durumu gibi hususlar için mutlaka tam teşekküllü devlet hastanesinden veya Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerekir.

Alınacak rapor, mağdurun hukuki olarak korunmaya ihtiyaç duyduğu durumunu ve failin eyleminden kaynaklanan sorumluluğun kapsamını ortaya koyar. Böylece, dolandırıcılık suçunun oluşup oluşmadığı, suçun nitelikli hallerinin uygulanıp uygulanmayacağı ve failin ceza sorumluluğu hukuken sağlam delillerle belirlenmiş olur.

4. Kamu Kurum Ve Kuruluşlarının, Kamu Meslek Kuruluşlarının, Siyasi Parti, Vakıf Veya Dernek Tüzel Kişiliklerinin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-d)

Dolandırıcılık suçunda, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması, suçun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir.

Bu nitelikli halin temel amacı, söz konusu kurum ve kuruluşların toplum nezdinde güvenilen müesseseler olmasıdır. Fail, bu güvene dayanarak hileli davranışlarda bulunmakta ve hem gerçek var olan bir kurum hem de var olmadığı varsayılan (farazi) bir kurum aracılığıyla menfaat temin edebilmektedir. Bu durum, dolandırıcılık suçunun işlenmesini kolaylaştırmakta ve toplumsal tehlikeliliğini artırmaktadır.

Ayrıca, nitelikli hal yabancı bir ülkenin kurumları söz konusu olsa dahi uygulanabilir; önemli olan, failin bu kurum veya kuruluşlara karşı güveni kullanarak menfaat elde etmesidir. Böylece, kurumların sağladığı güven ve kolaylıktan yararlanılması, suçun toplumsal etkisini ağırlaştıran bir unsur olarak değerlendirilir.

Dolandırıcılık suçunun nitelikli hali açısından, söz konusu kamu kurumları, kamu meslek kuruluşları, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişilikleri, suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması yeterlidir.

Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, suçun mutlaka bu kurumların zararına işlenmesi gerekmez. Önemli olan, failin hileli davranışlarında bu kurumların toplum nezdindeki güven ve itibarı aracılığıyla menfaat temin etmesidir. Dolayısıyla, kurumun kendisinin doğrudan zarar görmemesi, nitelikli halin uygulanmasına engel teşkil etmez.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2025/2464 E. , 2025/7889 K.

“Noterlik bir kamu hizmeti olup 5237 sayılı TCK’nun 158/1-d. maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğinde değilse de sanığın sübuta eren dolandırıcılık eylemini kamu kurumunun maddi varlıklarından olan trafik tescil belgesi, ruhsatname ve araç plakasını vasıta kılarak gerçekleştirmiş olması karşısında; mahkemece sanığın eylemini kamu kurumu niteliğindeki noteri aracı kılmak suretiyle işlediğinin kabulü ile nitelikli dolandırıcılık suçundan anılan madde ile uygulama yapılması sonucu itibarıyla doğru olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.”

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/12818 E. , 2020/1004 K.

“Sanığın, yatırım amacıyla arsa almak isteyen katılan ile tanık … vasıtasıyla tanıştığı, katılana …ili…Köyü … mevkinde bir arsa gösterdiği, katılanın söz konusu arsayı beğenmesi üzerine sanığa 52.500 TL ödeyerek tapu müdürlüğünde devir işlemlerini yaptıkları, ancak daha sonra satın aldığı arsanın sanığın kendisine gösterdiği arsa olmayıp… yolu üzerinde bulunan ve etrafı herhangi bir duvar veya çit ile çevrili olmayan hurdalık olarak kullanılan bir yer olduğunun belirlendiği, sanığın emlakçılık yapıyor olması nedeniyle, emlakçı sıfatından dolayı kendisine duyulan güveni kötüye kullanarak, hileli davranışlarla, gösterdiği arsadan daha düşük değerde başka bir araziyi katılana satarak zararına sebebiyet verdiği ve bu şekilde nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; sanık savunması, katılan ve tanık beyanları, tapu kayıt örnekleri ile tüm dosya kapsamından, atılı suçun sübut bulduğuna yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.”

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2017/28586 E. , 2019/10364 K.

“Sanık hakkında dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkumiyet hükümleri sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın katılana ait mağazadan bilgisayar almak istediği, katılana kendisini … olarak tanıtıp sahte kimlik belgesi ibraz ettiği ve borçlusu … olarak düzenlenen suça konu sahte senedi verdiğinin iddia edildiği olayda, sanığın eyleminde nüfus müdürlüğünün maddi varlığı olan nüfus cüzdanı kullanması karşısında; eylemin temas ettiği TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdiri ve değerlendirme yetki ve görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği zorunluluğu,”

5. Kamu Kurum Ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-e)

Dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşları aleyhine işlenmesi halinde, malvarlığında tasarrufta bulunularak azalmaya yol açılan kişi veya kuruluş, doğrudan kamu kurum veya kuruluşu olur. Bu tür suçlarda mağdur, genellikle söz konusu kurum veya kuruluşun çalışanıdır.

Suçun bu şekilde, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olacak biçimde işlenmesi, devlet otoritesinin ve kamu menfaatinin ihlali anlamına gelir. Bu nedenle, failin hileli davranışları sonucunda kamu kurumları veya çalışanları yanıltıldığında, dolandırıcılık suçunun toplumsal tehlikesi artmakta ve bu durum, kanun koyucu tarafından daha ağır bir ceza uygulanmasını gerektirir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2022/2236 E. , 2022/5165 K.

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.03.2022 tarih ve KD-2022/14336 sayılı itiraz yazısında özetle; “…’nin, eşi …..’nin almış olduğu para cezaları için sahte ödeme belgeleri düzenletmek amaçlı sanık … ile anlaşarak 4.000 TL para verdiği, sanık …’nun da 15 adet ilama ait para cezalarının ödendiğine dair sahte makbuzları 23.06.2011 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na ibraz etmek suretiyle …’nin eşi olan …’nin tahliye olmasını sağladığı, sanıkların bu şekilde nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işledikleri iddia olunan olayda;”

6. Bilişim Sistemlerinin, Banka Veya Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-f)

Dolandırıcılık suçunda, bilişim sistemleri ile banka ve kredi kurumlarına duyulan güvenin araç olarak kullanılması, suçun işlenmesini kolaylaştıran bir etken olarak kabul edilir.

Bu durum, failin hileli davranışlarla menfaat elde etmesini kolaylaştırmakta ve suçun toplumsal tehlikesini artırmaktadır. Bu nedenle, söz konusu yöntemin kullanıldığı dolandırıcılık fiillerinde, kanun koyucu cezada artırım yapılmasını öngörmüştür. Bu artırma, suçun işleniş biçimi ve sağladığı kolaylık nedeniyle failin sorumluluğunu daha ağırlaştırır.

Bilişim sistemleri ve banka/ kredi kurumlarının araç olarak kullanılmasının bir diğer sonucu, failin kimliğini gizleme imkânı bulmasıdır. Bu durum, failin suçu kısa sürede birden fazla kez işleyebilmesini de mümkün kılar. Bu sebeple iban kiralama olarak hesabını paylaşan kişiler TCK 158 mağdurları olarak daha fazla mağdur olmaktadırlar.

Dolayısıyla, bu tür teknolojik ve kurumsal araçların kullanılması, dolandırıcılık suçunun yaygınlaşmasını ve daha hızlı işlenmesini kolaylaştırmakta ve failin toplumsal tehlikesini artırmaktadır. Bu nedenle, cezada artırım yapılması hukuken gereklidir.

Dolandırıcılık suçunun işlenme yöntemleri günümüzde teknolojinin ve dijital araçların yaygınlaşmasıyla çeşitlenmiş ve birçok alana yayılmıştır. En başta, telefon, görüntülü konuşma, e-posta, sosyal medya platformları (TikTok, YouTube, Facebook, Telegram, Instagram vb.), ayrıca internet siteleri, sahte reklamlar, linkler, oyun platformları (Roblox, Fortnite vb.) üzerinden mağdura yöneltilen hileli yöntemler kullanılmaktadır.

Bu yöntemler arasında şu örnekler de öne çıkar:

  • Sahte e-ticaret siteleri kurarak mağdurun ödeme yapmasını sağlamak,
  • Sahte banka veya ödeme uygulamaları ile kullanıcı bilgilerini ele geçirmek,
  • Phishing (oltalama) e-postaları ve sahte linkler ile kimlik veya hesap bilgilerini çalmak,
  • Sahte sosyal medya profilleri veya influencer kimliğiyle güven sağlamak,
  • Yatırım, kripto para veya finansal kazanç vaat eden sahte platformlar üzerinden para toplamak,
  • Online oyun içi sahte eşyalar veya sanal paralar üzerinden dolandırıcılık yapmak,
  • Sahte yardım ve bağış kampanyaları düzenleyerek toplumsal hassasiyetlerden faydalanmak,
  • Reklam ve pop-up sahte kampanyalar ile tıklama ve ödeme yoluyla menfaat sağlamak.

Günümüzde dolandırıcılık suçları, fiziksel ortamdan dijital ortama kaymış ve mağdura ulaşmanın yolları çeşitlenmiştir. Bu nedenle failin hileli davranışları, artık sanal ortamlar, sosyal medya ve dijital iletişim araçları üzerinden de etkili bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Bu durum, suçun yaygınlığını ve tehlikesini artırmakta, dolayısıyla cezalandırılmasında aggravating (ağırlaştırıcı) unsurlar oluşmaktadır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/21179 E. , 2023/3873 K.

” Sanığın suç tarihinde katılan …’a ait Facebook hesabının şifresini kırıp katılanın arkadaşı olan mağdur …’den para isteyerek bildirmiş olduğu telefon numarasına mobil bankacılık kanalıyla 230,00 TL havale edilmesini sağladığı, havale tutarının aynı gün ATM.’den çekildiği, sanığın eylemi nedeniyle katılanın facebook hesabına erişim sağlayamadığı anlaşılmıştır. 2. Sanık aşamalarda alınan savunmalarında, para gönderilen telefon numarasının annesi adına kayıtlı olduğunu ve kendisinin kullandığını kabul etmiş, İnternet üzerinden organik ürünler ve poker oyunu çipleri satışı yaptığını, bunları alan kişi ya da kişilerin başkalarını dolandırarak kendilerinin göndermesi gereken parayı bu kişilerin göndermesini sağladıklarını beyan ederek üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiştir. Mahkemece sanık hakkında sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme ile nitelikli dolandırıcılık suçlardan incelemeye konu mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur.”

7. Basın ve Yayın Araçlarının Sağladığı Kolaylıktan Yararlanmak Suretiyle Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-g)

Basın ve yayın araçlarından görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçlarının kullanılmasıyla bunların kullanılmasının sağladığı kolaylıktan faydalanılarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi halinde daha ağır ceza verilmesi gerekmektedir.

Kitle iletişim araçları internet siteleri ve ilanları da kapsamaktadır. Dolandırıcılık suçları internet sitesi veya bir ilan üzerinden işlenmesi halinde bu nitelikli hal oluşmaktadır.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi  2017/29332 E. , 2021/1170 K.

Gerekçeli karar başlığında, mağdur …’ın sıfatının müşteki; basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık olan suç türünün ise dolandırıcılık olarak gösterilmesi, mahalinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Otomobil satın almak için gazete ilanlarını takip eden mağdurun 22.08.2006 tarihli gazeteye verilen oto satış ilanındaki telefonu arayarak satıcı olarak kendini tanıtan sanıkla irtibata geçtiği, araç satımı konusunda ön anlaşma yaptıkları, bu kapsamda sanığın mağdurdan kapora istediği, mağdurun kapora bedeli olarak 200 TL’yi sanığın hesabına havale ettiği, sanığın aracı teslim etmediği gibi mağduru oyaladığı, bu suretle basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; sanık savunması, mağdur beyanı ile tüm dosya kapsamından atılı suçun sanık tarafından işlendiğine ilişkin mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

8. Tacir Veya Şirket Yöneticisi Olan Ya Da Şirket Adına Hareket Eden Kişilerin Ticari Faaliyetleri Sırasında; Kooperatif Yöneticilerinin Kooperatifin Faaliyeti Kapsamında Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-h)

Ticari faaliyette bulunarak mesleğini icra eden kişilerin sağladığı güvenilirliği kullanarak tacir veya şirket yetkilisi gibi hareket ederek dolandırıcılık suçunun işlenmesinin daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hal olarak düzenlenmiştir.

Suç tarihinden itibaren var olan bir şirket, şirket sahibi veya yöneticisi, şirket adına hareket etme yetkisine sahip kişi, şirket çalışanı veya ortağı, dolandırıcılık suçunun işlenmesinde fail olabilecek kişiler arasında yer alır. Bu kapsamda, eylemlerin şirket faaliyetleri çerçevesinde gerçekleştirilmesi, dolandırıcılık suçunun unsurlarından biridir.

Şirket Sahibi veya Yönetici: Bir tekstil şirketi sahibi, müşterilere sahte faturalar düzenleyerek haksız kazanç sağlarsa, hem şahsi hem de şirket üzerinden dolandırıcılık suçu işlenmiş sayılır.

Yetkili Kişiler: Şirket adına hareket etme yetkisine sahip bir yönetici, yatırımcıları yanıltarak şirket hesabından haksız ödeme yaparsa TCK 158 kapsamında sorumluluk doğar.

Çalışan veya Ortak: Bir çalışan veya ortak, şirket bilgisini kullanarak tedarikçileri veya müşterileri kandırırsa, suç şirket faaliyetleri çerçevesinde işlenmiş olur.

Suçun işlenme şekli, şirketin faaliyet alanıyla doğrudan bağlantılı olmalıdır. Örneğin, şirketin resmi işleriyle ilgisi olmayan şahsi dolandırıcılık TCK 158 kapsamında olmayabilir.

Dolandırıcılık suçu, kast ve hile unsurlarını içerir. Yani failin, mağduru aldatmak amacıyla planlı şekilde hareket etmesi gerekir.

TCK 158, sadece şahsi dolandırıcılığı değil, şirket veya tüzel kişiler üzerinden işlenen dolandırıcılığı da kapsar. Bu nedenle, sorumluluk hem bireysel hem de şirket düzeyinde değerlendirilebilir.

9. Serbest Meslek Sahibi Kişiler Tarafından, Mesleklerinden Dolayı Kendilerine Duyulan Güvenin Kötüye Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-i)

Dolandırıcılık suçunun meslekelerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlemesi nitelikli hal olarak düzenlenmiştir.

Serbest meslek faaliyeti, yapılan işin sermayeden çok bilgi, uzmanlık ve emeğe dayandığı faaliyetlerdir. Bu tür faaliyetleri yürüten kişiler, işlerini genellikle kendi adlarına ve hesaplarına, maaş almadan gerçekleştirirler. Dolandırıcılık suçunun bu kapsamda değerlendirilmesi için, yapılan eylemlerin uzmanlık ve bilgiye dayalı bir güven ilişkisi üzerinden gerçekleştirilmiş olması önemlidir.

Serbest meslek faaliyetlerinde, şirket veya tüzel kişilikten bağımsız hareket eden kişiler de dolandırıcılık açısından sorumlu tutulabilir.

Failin bilgi ve uzmanlığa dayalı güveni kötüye kullanması, dolandırıcılık suçunun temel unsurlarından biridir.

TCK 158, sadece sermaye veya mal üzerinden değil, aynı zamanda uzmanlık ve güven ilişkisi üzerinden işlenen dolandırıcılığı da kapsar.

“1. … Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın, sorunlu arsaların alım satımlarında kendilerine para kazandıracağı, icrada satılacak malları mal sahipleri ile anlaşıp ucuza alıp sonra geri satarak aradaki farktan para kazandıracağı,izaleyi şüyu davalarında adliyede bunların ilanlarının yapılıp hisselerinin alınıp satıldığı ve bu şekilde bunları alıp satarak para kazandıracağı, aldığı paraları fazlası ile geri vereceği, uygun fiyatlı arsalar bulacağı gibi vaatlerde bulunarak katılanları aldatıp kendilerinden para alarak ve bazı katılanlardan peyder pey paralar alarak karşılığında bonolar verip bunları ödemeyip katılanların mağduriyetine yol açıp haksız çıkar sağlayarak dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasıyla dava açılmıştır.
2. Sanık suçlamaları kabul etmemiş, söz konusu paraları borç olarak alıp karşılığında senetler verdiğini ancak ekonomik güçlük içinde olması nedeniyle borçlarını ödeyemediğini savunmuştur.
3. Katılanlar vermiş oldukları paraları borç olarak değil, sanığın kendilerine arsa alım satımı yaparak para kazandıracağı vaadiyle verdiklerini beyan etmişlerdir.
4. Tanık beyanları alınmıştır.
5. Katılanlar tarafından başlatılan icra takiplerine ilişkin suret belgeler dosya arasında bulunmaktadır.
6. Sanığın katılanlar …e, …a,…e uygun fiyatlı arsalar bulacağı, aldığı paraları fazlası ile geri vereceği gibi vaatlerde bulunarak katılanları aldatıp kendilerinden para alarak, karşılığında bonolar verip bunları ödemeyip katılanların mağduriyetine yol açıp haksız çıkar sağlayarak her üç katılana yönelik ayrı ayrı basit dolandırıcılık suçunu işlediği; sanığın katılanlar …’e,…’a ve …e icrada satılacak malları mal sahipleri ile anlaşıp ucuza alıp sonra geri satarak aradaki farktan para kazandıracağı, izaleyi şüyu davalarında adliyede bunların ilanlarının yapılıp hisselerinin alınıp satıldığı ve bu şekilde bunları alıp satarak para kazandıracağı, aldığı paraları fazlası ile geri vereceği vaatlerinde bulunduğu, söz konusu vaatlerin hukuki bilgi gerektiren vaatler olduğu, bu yüzden katılanların avukat olan sanığa güvendikleri, buna göre sanığın avukatlık mesleğinden kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle her üç katılana yönelik nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği kabul edilerek temyize konu mahkumiyet kararları verilmiştir. “

10. Banka Veya Diğer Kredi Kurumlarınca Tahsis Edilmemesi Gereken Bir Kredinin Açılmasını Sağlamak Maksadıyla Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-j)

Banka veya kredi kurumlarından kredi temini amacıyla hileli davranışlarda bulunmak, TCK 158 kapsamında dolandırıcılık suçu oluşturur. Ancak burada önemli bir nokta şudur: Hileli davranışlara rağmen kredi sağlanmamış veya yarar elde edilememişse, dolandırıcılık suçu oluşmaz.

Sahte Belgelerle Kredi Başvurusu: Bir kişi sahte gelir belgesi sunarak kredi talebinde bulunur, ancak banka başvuruyu reddederse, suç yarar elde edilmediği için dolandırıcılık kapsamında değerlendirilmez.

Hileli Beyanlar: Kredi için eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi, kredi onaylanırsa TCK 158 kapsamında suç teşkil eder; reddedilirse suç unsuru tamamlanmamış sayılır.

  • Dolandırıcılık suçunda yarar sağlama unsuru, suçun tamamlanması için gereklidir.
  • Hileli davranışın varlığı tek başına yeterli değildir; failin amacıyla birlikte sonuç da değerlendirilir.
  • Bu durum, özellikle finansal suçlar açısından kritik olup, TCK 158’in malvarlığı üzerinde doğrudan bir etkisi olma şartını vurgular.

11. Sigorta Bedelini Almak Amacıyla Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-k)

TCK 158 kapsamında, sigorta bedelini haksız şekilde temin etmek de dolandırıcılık suçu oluşturur. Normal şartlarda, sigorta ettiren tarafından ödenen primler karşılığında, riskin gerçekleşmesi durumunda sigortacı, sözleşme koşullarına uygun şekilde zararı tazmin eder.

Ancak sigortalı, hak etmediği hileli davranışlar kullanarak sigorta bedelini kısmen veya tamamen elde ederse, bu durum nitelikli dolandırıcılık olarak değerlendirilir.

Sahte Kaza veya Hasar Beyanı: Sigortalı, kaza gerçekleşmemiş olmasına rağmen sahte belgelerle sigorta şirketinden ödeme talep ederse TCK 158 kapsamında suç işlenmiş olur.

Yanıltıcı Bilgi Verme: Sigortalı, sigorta poliçesindeki beyanları yanlış vererek haksız kazanç sağlarsa, bu da nitelikli dolandırıcılık olarak değerlendirilir.

  • Bu nitelikli hal, dolandırıcılığın malvarlığı üzerinde doğrudan etkisi ve hile unsuru ile birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
  • Sigorta bedelini hile ile temin etme eylemi, failin kastı ve hileli davranışlarıyla birlikte suçun tamamlanması için yeterlidir.
  • TCK 158, sadece kredi veya şirket işlemleriyle sınırlı olmayıp, sigorta işlemleri gibi sözleşmeye dayalı haklar üzerinden de dolandırıcılığı kapsar.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi         2017/12285 E.  ,  2020/675 K.

“Sanık …’ın 27/01/2010 tarihinde….. karayolunda … plakalı aracı ile maddi hasarlı ve yaralamalı trafik kazası yaptığı, trafik kazası tespit tutanağında kazada asli kusurlu olarak sanık …’in gösterildiği, daha sonra sanık plakasını aynı model ve marka başka bir araca taktığı ve bu aracın resimlerini çekerek …’nin acentesi olan diğer sanık …’ın işletmiş olduğu iş yerinde 29/01/2010 tarihinde 1327505 nolu 29/01/2010-2011 vadeli kasko paket sigorta poliçesi yaptırdığı, sanıkların birlikte hareket ederek aracın 02/02/2010 tarihinde kazaya karıştığını belirterek hasar bedelini talep ettikleri, kaza tespit tutanağı ve…Devlet Hastanesi’nde yapılan alkol muayenesi raporu üzerinde tahrifat yapılarak tarih kısımlarını değiştirdikleri, bu belgeleri müşteki sigorta şirketine verdikleri, bu suretle üzerlerine atılı suçları işlediklerinin iddia edildiği somut olayda;
1-Nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs suçundan sanık …’ın mahkumiyetine ilişkin hükmün temyiz incelenmesinde; … sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA,”

12. Kişinin, Kendisini Kamu Görevlisi veya Banka, Sigorta Ya Da Kredi Kurumlarının Çalışanı Olarak Tanıtması veya Bu Kurum ve Kuruluşlarla İlişkili Olduğunu Söylemesi Suretiyle Dolandırıcılık (TCK m. 158/1-l)

Son dönemde, kişiler kendilerini kamu görevlisi, banka yetkilisi, sigorta veya kredi kurum çalışanı gibi tanıtarak, mağdurdan kart veya hesap bilgilerini ele geçirmekte ve bu yolla haksız menfaat sağlamaktadır.

Bu tür eylemler, TCK 158 kapsamında nitelikli dolandırıcılık olarak değerlendirilmektedir. Özellikle failin, mağduru yanlış bilgi ve güven ilişkisi ile yanıltması, dolandırıcılık suçunun hile ve yarar sağlama unsurlarını birlikte oluşturur.

Sahte Banka Çağrısı: Fail, kendisini banka görevlisi olarak tanıtarak müşteriden kart bilgilerini ister ve bu bilgilerle hesaplardan haksız para çeker.

Sigorta veya Kredi Dolandırıcılığı: Kendi adına sahte bir sigorta veya kredi işlemi yaparak haksız kazanç sağlamak.

Telefon veya E-posta Yoluyla Kimlik Hilesi: Mağduru arayarak resmi kurum adı altında yönlendirme yapmak ve finansal bilgileri ele geçirmek.

  • Bu tür dolandırıcılıkta, güven ilişkisi ve yanıltıcı bilgi kullanımı suçun en kritik unsurlarındandır.
  • Nitelikli dolandırıcılık, failin kendi çıkarı için başkasını aldatması ve haksız kazanç sağlaması ile tamamlanır.
  • TCK 158, sadece fiziksel veya yüz yüze işlemlerle sınırlı olmayıp, telefon, internet ve elektronik ortam üzerinden işlenen dolandırıcılığı da kapsar.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi  2025/1859 E. , 2025/6736 K.

“Sanığın, katılana kendisini “fizik öğretmeni” olarak tanıtması şeklindeki eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 158/1-L maddesinde düzenlenen “Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık” suçuna vücut vermeyeceği ancak sanık hakkında temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılmasının tek nedeninin “eylemin birden fazla nitelikli halin bir araya gelmiş olması” olmadığı, “suçun işleniş şekli ve özelliği, suç konusunun miktarı ve failin kastının yoğunluğu” nedenleriyle de alt sınırdan uzaklaşıldığı anlaşılmakla sonucu etkili görülmeyen bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.”

13. Kamu Görevlileriyle İlişkisinin Olduğundan, Onlar Nezdinde Hatırı Sayıldığından Bahisle ve Belli Bir İşin Gördürüleceği Vaadiyle Dolandırıcılık(TCK m. 158/2)

Fail, kimi zaman suçunu “kamu görevlileriyle ilişkisi var” veya “onlar nezdinde hatırı sayılır” gibi iddialarla süsleyerek, mağduru belli bir işin görüleceği vaadiyle aldatabilir. Fail, kamu görevlilerinin rütbelerini, unvanlarını veya lakaplarını zikretmese bile, bu tür yanıltıcı ifadelerle insanları kandırıp haksız menfaat elde ederse, TCK 158 kapsamında suçun nitelikli hali söz konusu olur ve ceza artırılarak uygulanır.

14. Suçun Üç veya Daha Fazla Kişi Tarafından Birlikte veya Örgüt Faaliyetleri Kapsamında İşlenmesi (TCK m. 158/3)

TCK 158’e göre, dolandırıcılık suçu üç veya daha fazla kişi tarafından, suç işlemek amacıyla kurulan bir örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlendiğinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu hüküm, suçun toplumsal etkisini ve örgütlü şekilde işlenmesini dikkate alarak caydırıcılığı artırmayı amaçlamaktadır.

  • Fail sayısının artması ve suçun örgütlü şekilde işlenmesi, dolandırıcılık suçunun nitelikli hâlleri arasında değerlendirilir.
  • Ceza artırımının amacı, örgütlü suçların yaygınlaşmasını önlemek ve suçun fail üzerindeki etkisini artırmaktır.
  • Bu durum, TCK 158’in genel hükümleri ile birlikte diğer nitelikli dolandırıcılık halleriyle birlikte uygulanabilir.

Cezayı Azaltan Nitalikli Haller

Dolandırıcılık suçu, bazen var olan bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsil edilmesi amacıyla işlenir. Bu durumda fail, alacağını elde etmek için karşı tarafı aldatarak haksız menfaat sağlar ve alacağın tahsil edilmesini kendi lehine gerçekleştirir.

Borç Tahsilinde Hile: Bir kişi, alacaklı olduğu bir borç için sahte belgeler veya yanıltıcı bilgiler sunarak borçluyu kandırır ve borcu haksız şekilde tahsil eder.

Sözleşmeye Dayalı Alacak: Sözleşmeye dayalı bir alacakta, tarafın onayı veya bilgisi dışında düzenlemeler yaparak menfaat sağlamak.

  • Buradaki temel unsur, failin hukuki ilişkiyi suiistimal ederek hile yoluyla alacağını elde etmesidir.
  • Suçun tamamlanması için, karşı tarafın aldatılması ve haksız menfaat sağlanması gereklidir.
  • TCK 158, sadece yeni borç veya kredi durumlarıyla değil, mevcut hukuki ilişkilerden doğan alacaklar üzerinden de dolandırıcılığı kapsar.

Hukuki ilişkiye dayalı dolandırıcılıkta, failin alacağı hukuka uygun ve meşru bir alacak olmalıdır. Yani, alacağın geçerli bir sözleşmeden, yasal bir borçtan veya hukuki bir hakka dayanıyor olması gerekir. Bu koşul sağlanmadan yapılan hileli eylemler, TCK 158 kapsamında dolandırıcılık olarak değerlendirilemez.

  • Meşru alacak, failin gerçekten elde etme hakkına sahip olduğu alacak anlamına gelir.
  • Hile ve aldatma unsuru, sadece geçerli bir alacağa dayalı olarak gerçekleştirildiğinde dolandırıcılık suçu oluşur.
  • Bu şart, TCK 158’in hukuki ilişkilerden doğan alacakları suiistimal eden nitelikli halleri için kritik öneme sahiptir.

Suçun Özel Görünüş Biçimleri

1. Teşebbüs

dolandırıcılık kastıyla hareketin henüz belirlenemediği veya belirli bir kişiye karşı henüz yöndetletemediği hallerde eylemehazırlık hareketinde olacağından dolayı suç oluşmayacaktı.

Dolandırıcılık kastıyla hareketin henüz belirlenemediği veya belirli bir kişiye karşı yöneltilemediği durumlarda, fail sadece eyleme hazırlık safhasında bulunur. Bu tür hallerde, TCK 158 kapsamında suç henüz oluşmamış sayılır ve cezai sorumluluk doğmaz.

  • Teşebbüs: Failin suç işleme iradesi bulunmasına rağmen, eylemin tamamlanmamış olduğu durumdur.
  • Dolandırıcılıkta, suçun oluşabilmesi için failin hileli davranışıyla mağdurun aldatılması ve haksız menfaat sağlanması gerekir.
  • Sadece hazırlık hareketleri, failin kastı olsa dahi ceza sorumluluğu doğurmaz, çünkü TCK 158 suçun tamamlanmasını şart koşar.

2. İçtima

Dolandırıcılık suçu, başka bir suçla birlikte işlendiğinde içtima hükümleri gündeme gelir. Yani, birden fazla nitelikli halin veya farklı suçların aynı olayda ortaya çıkması, cezanın belirlenmesinde dikkate alınır.

Hırsızlık ile Birlikte Dolandırıcılık: Fail, mağduru aldatıp haksız kazanç sağlarken aynı zamanda malı zorla veya gizlice ele geçirirse, dolandırıcılık ve hırsızlık suçları birlikte değerlendirilir.

Yağma ile Birlikte Dolandırıcılık: Dolandırıcılık amacıyla mağduru aldatıp ardından zor kullanılarak mal veya para temin edilmesi hâlinde, hem dolandırıcılık hem de yağma suçları gündeme gelir.

birden fazla nitelikli halin meydana gelmesi sonucunu dopurmaktsdır.

çtima, birden fazla suçun veya nitelikli halin ceza bakımından birleştirilmesini ifade eder.

Bu durum, TCK 158’in nitelikli dolandırıcılık halleri ve diğer suçlarla ilişkisini gösterir.

Ceza tayini sırasında, suçların ağırlığı ve mağdura verdiği zarar dikkate alınarak uygulanır.

3. Aynı Neviden Fikri İçtima

TCK Madde 43/2 uyarınca, dolandırıcılık suçunun bir fiil ile birden fazla kişiye karşı işlenmesi hâlinde, failin cezası son durum göz önünde bulundurularak artırılarak verilir. Bu düzenleme, suçun toplumsal etkisinin artması ve birden fazla mağdurun bulunması durumunda cezanın caydırıcılığını sağlamak amacıyla öngörülmüştür.

Failin, tek bir eylemiyle birden fazla mağduru aldatması, TCK 158’in nitelikli hallerini güçlendirir.

Ceza artırımında, fiilin kapsamı ve mağdurların sayısı dikkate alınır.

Bu hüküm, hem bireysel hem de örgütlü dolandırıcılık suçlarının değerlendirilmesinde uygulanabilir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2022/9124 E. , 2025/4922 K.

“Sanığın, şikayetçi …’ a yatta çalışacak iki personel aradığını söylediği , şikayetçi …’in de arkadaşı olan katılan …’i sanık ile tanıştırdığı ; sanığın kendilerinden para istemesi üzerine katılan …’in şikayetçi … adına olmak üzere de 150 TL kendisi için, 150 TL … için ödeme yaptığı daha sonra şikayetçi …’in sanıktan şüphelenerek işlemlere devam etmediği ve sanığın şikayetçi ve katılanı işe yerleştirmediği anlaşılmakla; sanığın, aynı suçu birden fazla kişiye karşı tek bir fiil ile işlediğinin toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından anlaşılması karşısında, sübut bulan eyleminin tek suç olarak kabul edilerek hükmolunacak cezanın 5237 sayılı TCK’nin 43/2. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümleri uyarınca artırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde iki ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,”

4. FarklıNeviden Fikri İçtima

Farklı nev’iden içtima, bir failin aynı olay veya aynı eylem dizisi içerisinde birden fazla farklı suç tipini işlemesi durumunda gündeme gelir. Bu durumda her suç, kendi unsurlarıyla değerlendirilir ve ceza tayini sırasında cezalar birleştirilir veya artırılır.

eza Artırımı ve İçtima: TCK 43 ve devamı hükümleri gereği, birden fazla suçun işlendiği hallerde içtima kuralları uygulanır.

Nitelikli Hallerin Birleşimi: Farklı nev’iden içtima, aynı zamanda nitelikli dolandırıcılık halleri ile birleşirse, ceza hem failin kastı hem de eylemin ağırlığı dikkate alınarak artırılır.

Toplumsal Etki: Bu düzenleme, suçun topluma verdiği zararın artması ve mağdurların çoğalması durumunu göz önünde bulundurur.

## Dolandırıcılık Suçunda Etkin Pişmanlık

Suçun tamamlanmasının ardından, failin pişmanlık göstererek gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini mümkün mertebe ortadan kaldırması sağlanmaktadır.

Etkin pişmanlık, dolandırıcılık dahil bazı suçlarda cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep olarak kabul edilmiştir.

Etkin pişmanlık, uygulama şekli olarak fail veya müdafii tarafından kendiliğinden mağdurun zararı giderme veya mahkemeden zararın giderilmesi için süre istemek şeklinde ortaya çıkabilir. Mahkemeye dekont veya makbuz teslim edilmesi, ödemenin gerçekleştiğinin tespiti açısından önemlidir.

Eğer kısmi iade veya tazminat yapılmışsa, veya soruşturma aşamasında kısmi iade/tazminat gerçekleşmiş ve kovuşturma aşaması tamamlanmışsa, mağdura etkin pişmanlığa rıza gösterip göstermediği sorulmalıdır.

Etkin pişmanlığa tabi suçlarda, fail çoğu zaman zararı gidermek suretiyle etkin pişmanlıktan dolayı cezasından 1/2 ile 1/3 oranında indirim yapılacağını bilmemektedir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2024/292 E. , 2024/4749 K.

“Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.Ancak;
Sanığın bozma sonrası yapılan 26.10.2023 tarihli duruşmada alınan savunmasında, oluşan zararı gidermek istediğini açıkça beyan ederek etkin pişmanlık iradesini ortaya koyduğunun anlaşılması karşısında; meydana gelen zararın mahkemece tespitinin sağlanıp sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi bakımından sanığa uygun süre verilerek, gerekirse mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan hasıl olan zararı ödeme imkânı tanınarak sonucuna göre sanık hakkında TCK’nın 168. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan, eksik araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması Bozmayı gerektirmiş,”

Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için, suçun tamamlanmış olması, failin bizzat pişmanlık göstermesi ve iade edilenin suça konu şey olması gerekmektedir.

Failin, şahsi veya yasal indirim sebebi olan etkin pişmanlıktan faydalanması, mağdurun kabulüne bağlı değildir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2020/7823 E. , 2021/6376 K.

“Teşebbüs aşamasında kalan suçlarda etkin pişmanlık hükmünün uygulanmayacağı gözetilmeden hırsızlık suçunda, 5237 sayılı TCK.nun 168/2. maddesi uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.”

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WhatsApp Ön Bilgi