Avukatlık Kanununda Yapılan Değişiklikler
59. Maddede Yapılan Değişiklikler:
Hakkında ceza soruşturması açılan avukatın hakkındaki yargılama ve verilen kararlar ilgili olduğu baroya bildirileceği hükmü 11. yargı paketi kanunun 59. Maddesine eklenmiştir.
Madde gerekçesinde belirtildiği şekilde; Disiplin soruşturmasının ceza kovuşturmasını beklediği ve ceza kovuşturması sonucunda beklenen karar üzerine işlem tesis edilmesinin gerektiği durumlarda ilgili baronun, ilk derece, istinaf ve temyiz mahkemelerinin kararları ile bu kararlar üzerine ağır ceza mahkemesince verilecek kesinleşme şerhinden haberdar olmasını sağlamak amacıyla maddede 11. yargı paketi ile değişiklik yapılmaktadır.
134. Maddesinde Yapılan Değişiklikler:
Avukatlık kanununun 134. Maddesinde disiplin cezalarının uygulanacağı hallerde değişikliğe giderek ceza gerektiren hal ve hareketlerin muhataplar açısından sağladığı güvencenin arttırılması amaçlanmıştır. Düzenlemeler ile suç ve cezalar arasında yeterli bağlantı sağlanabilir. Keyfi yorum çıkarılabilecek durumda olan ve hukuki güvencesinin az olduğu gerekçeleriyle mevcut bazı hükümlerin iptal edildiği görülmektedir.
135. Maddede Avukatlar hakkında uygulanacak disiplin cezaları uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarma olarak sayılarak her bir ceza bakımından tahdidi sayım yoluna gidilmiştir. Bu sebeple disiplin cezası gerekecek durumlar yorum yapılmaksızın tespit edilebilecektir.
Para cezası miktarında arttırıma gidilerek para cezası miktarı 10.000-150.000 lira arasında belirlenecek tutarın 20.000- 200.000 Türk Lirası arasında belirlenecek şekilde arttırıma gidilerek cezanın disiplin soruşturmasını yürüten baroya ödeneceği düzenlenmiştir.
Sonuç olarak uyarma cezası verilecek hususlar:
a) Mesleki çalışmalarında hukukla ve kanunlarla ilgisiz açıklamalarda bulunmak.
b) Bürosunu mesleğin bağımsızlığına ve görevin vakarına uygun biçimde bulundurmamak.
c) Hâkim ve Cumhuriyet savcılarıyla olan ilişkilerinde hizmetin özelliklerinden gelen ölçülere uygun davranmamak.
d) Adliye yazı işleri müdürlükleri ile icra dairelerinde veya diğer mercilerdeki görevlilerle olan ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı
davranmak.
e) Meslektaşlarıyla ilişkilerinde meslek dayanışmasına ve onuruna uymayan davranışlarda bulunmak
f) Meslektaşlarının mesleki tutum ve davranışlarına ilişkin eleştirilerini kamuoyuyla paylaşmak veya herhangi bir meslektaşı hakkında küçük
düşürücü nitelikte ifadelerde bulunmak.
g) İddia ve savunmanın hukuki çerçevesinin dışına çıkarak, anlaşmazlığın tarafı olduğu intibaını uyandıracak şekilde davranmak.
h) Bulunduğu başkaca mevki ve imkânlarla mesleki çalışmalarında avantaj sağlamaya çalışmak veya mesleki çalışması dışında kişisel
anlaşmazlıklarda avukatlık sıfatının getirdiği imkânlardan yararlanmaya çalışmak.
ı) Stajyerin çalışma şeklini ve süresini zorunlu staj eğitim programına uygun şekilde belirlememek, stajyerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat,
özen ve ilgiyi göstermemek.
j) Avukatlık bürosunda ücret karşılığı çalışan avukatlara karşı eşitlik ilkesine veya avukatlık mesleğinin gerektirdiği saygı ve güvene
aykırı davranmak ya da avukatın bağımsızlığını gözetmemek yahut avukatın iş tanımını ve ücretini mesleğin itibarına ve işin niteliğine
göre belirlememek.
k) İşin kabul edilmesinden önce, aynı işle ilgili olarak daha önce vekâlet verilen avukata bilgi vermemek.
l) Dosya tutmamak veya dosya saklama yükümlülüğünü ihlal etmek.
m) Ücretsiz iş alınması hâlinde bu durumu baro yönetim kuruluna bildirmemek.
n) Haklı sebep olmaksızın meslek kuruluşu tarafından verilen görevleri kabul etmemek.
o) Mazeretsiz olarak duruşmaya katılmamak.
p) Avukatla temsil edilen karşı taraf ile avukatı bulunmaksızın görüşmek veya avukatla temsil edilmeyen karşı tarafla görüşmesi
halinde müvekkilini bilgilendirmemek.
r) Yapılan tahsilatı makul süre içinde icra dosyasına bildirmemek.
s) Gerekmediği halde ilama bağlı alacağı birden çok kaleme ayırarak icra takibinde bulunmak.
t) Büro ve konut adresini veya adres değişikliklerini barosuna bildirmemek.
u) Meslektaşının dilekçesini rızası dışında aynen kopyalamak suretiyle kullanmak.
v) Duruşmalara Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenmiş cübbeyle çıkmamak veya ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla uzaktan
yapılan duruşmalara yargılamanın saygınlığına ve mesleğin onuruna uygun olmayan ortamda katılmak.
y) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak.
Kınama cezası verilecek hususlar:
a)Reklam yasağını ihlal etmek.
b)Avukatlık görevi veya Türkiye Barolar Birliği ya da baro organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendiği hususları açığa vurmak.
c)Kendisinin ve mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak.
d)Bürosunu avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan iş ve amaçlara tahsis etmek.
e)Avukatlıkla birleşmeyen veya mesleğin onuruyla bağdaşması mümkün olmayan
işlerle uğraşmak.
f) İşin reddi zorunluluğunu veya işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğünü ihlal etmek.
g)Zorunlu müdafilik veya adli yardım kapsamındaki görevlerini yerine getirmemek ya da gereken dikkat ve özeni göstermemek.
h)Görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm olmak.
ı ) Kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevlerinden ayrılmalarından itibaren iki yıl geçmeden ayrıldıkları kurum ve kuruluş aleyhine dava
almak veya takipte bulunmak.
j)Çekişmeli hakları edinme yasağına aykırı davranmak.
k) Baro levhasına yazılı olduğu yer dışında sürekli olarak avukatlık yapmak.
l)Kanunun tanıdığı bir hakkın kullanımını bertaraf edecek şekilde davanın veya işin safhaları hakkında müvekkiline bilgi vermemek.
m) Takip ettiği işlerde özen yükümlülüğünü ihlal ederek hak kaybına sebebiyet vermek. n) Kanunla belirlenen azami ücretin üzerinde
veya Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin altında ücret belirlemek veya tahsil etmek ya da iş temin etmek amacıyla yargılama veya icra
giderlerini üstlenmek.
o) Müvekkili tarafından verilen veya onun namına aldığı malları, parayı veya diğer her türlü kıymetleri, hapis hakkı sınırlarını aşacak şekilde
müvekkiline vermemek.
p) Haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçtiği iş için ücret istemek veya peşin aldığı ücreti iade etmemek.
r) Üstlendiği işle ilgili masraf aldığı halde dava açmamak veya icra takibi başlatmamak ya da dava açmadığı veya icra takibi başlatmadığı
halde aldığı masrafı iade etmemek.
s) Mesleğiyle ilgili bir işten dolayı ısrarlı bir şekilde çevrimiçi mecralar dâhil olmak üzere kişilerle yazılı, sözlü veya görsel iletişim kurmak
veya kurmaya çalışmak.
t) Avukata ait hak ve yetkileri veya avukatlık kimliğini hukuka aykırı olarak başkalarına kullandırmak.
u) Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan hakkında düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı
verilenler bakımından kendisinin veya mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyeceği disiplin kovuşturması sonucu tespit
edilmiş olmak.
v) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak.
Para cezası verilecek hususlar:
a) Görevini savsaklayarak veya kötüye kullanarak müvekkilinin zararına kendisine veya başkasına menfaat sağlamak.
b) Şube açmak veya birden fazla büro edinmek ya da şube açmış yahut birden fazla büro edinmiş gibi mesleki faaliyette bulunmak.
c) Yabancı avukatlık ortaklıklarıyla ilgili bu Kanunda yer alan sınırlamalara uymamak.
d) Kanunda yasaklanmış derecedeki yakınlarından olan hâkim veya Cumhuriyet savcısının baktığı dava ve işlerde avukatlık yapmak.
e) Kanunun 48 inci maddesinde düzenlenen suçtan dolayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olmak.
f) Meslektaşına fiili saldırıda bulunmak.
g) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak.
İşten çıkarma;
Avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetten yasaklanmasıdır.
Aşağıdaki hâllerde işten çıkarma cezası verilir:
a) Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan dolayı hakkında hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına karar verilmiş olmak.
b) Kanunun 48 inci maddesinde düzenlenen suçtan mahkûm olmak.
c) Hâkim, Cumhuriyet savcısı, hakem, arabulucu, uzlaştırmacı, bilirkişi veya başkaca bir resmî sıfatla görev yaptığı bir işte avukatlık
yapmak.
d) Kanunun 155 inci maddesinde belirtilen yasağa aykırı davranmak.
Meslekten çıkarma cezasının tanımında yapılan değişiklik ile; “Meslekten çıkarma; avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık ünvanının kaldırılmasıdır. Bu ceza, avukatlık ortaklığı bakımından baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinmesidir. Aşağıdaki hallerde meslekten çıkarma cezası verilir:
a) Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan veya 56 ncı maddesinde düzenlenen suçtan mahkum olmak.” Hükmü düzenlenmiştir.
Bu maddenin düzenlenmesindeki amaç disiplin süreçlerinin sürüncemede kalmasını engellemek ve avukatın lekelenmeme hakkını koruyarak sicil temizliğine imkan tanımak.
136. Maddede Yapılan Değişikler:
“Madde 136: Hakkında herhangi bir disiplin cezası verilen avukatın, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde disiplin cezası gerektiren yeni bir fiil işlemesi halinde, bu fiil için Kanunda öngörülen disiplin cezasının bir derece ağır olanı uygulanır. Ancak ilk defa verilen uyarma cezasının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde işten çıkarma cezası gerektiren bir fiilin işlenmesi halinde meslekten çıkarma cezası yerine işten çıkarma cezasının üst haddi uygulanır. Bir defa işten çıkarma cezası alan avukat, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde en az kınama cezasını gerektiren bir fiil işlerse meslekten çıkarılır.
Meslekten çıkarma cezasını gerektiren haller hariç olmak üzere, ilk defa disiplin cezası verilmesini gerektiren bir fiil işleyen avukata, verilecek disiplin cezasından bir derece hafif olanı uygulanabilir. Hakkında verilen bir disiplin cezasının kesinleşmesinden itibaren beş yıl geçenler bakımından da bu hüküm geçerlidir.”
Yapılan bu düzenlemeyle, bir üst veya alt derece disiplin cezası uygulanabilecek haller ile meslekten çıkarma cezasının özel uygulama şekli gösterilmektedir.
Maddenin birinci fıkrasıyla, hakkında herhangi bir disiplin cezası verilen avukata, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde disiplin cezası verilmesini gerektiren yeni bir fiil işlemesi hâlinde bu fiil için bu Kanunda öngörülen disiplin cezasının bir derece ağır olanının uygulanacağı ancak ilk defa verilen uyarma cezasının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde işten çıkarma cezası gerektiren bir fiilin işlenmesi halinde meslekten çıkarma cezası yerine işten çıkarma cezasının üst haddinin uygulanacağı düzenlenmektedir. Böylelikle, disiplin cezalarının caydırıcı etkisinin daha güçlü hale getirilmesi ve hakkaniyete uygun şekilde verilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasıyla, bir defa işten çıkarma cezası alan avukatın, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde en az kınama cezasını gerektiren bir eylemde bulunması hâlinde meslekten çıkarılacağı hüküm altına alınmaktadır. Maddenin üçüncü fıkrasına göre, ilk defa disiplin cezası verilmesini gerektiren bir fiil işleyen avukata, meslekten çıkarma cezasını gerektiren durumlar hariç olmak üzere, verilecek disiplin cezasından bir derece hafif olanı uygulanabilecektir. Hakkında verilen bir
disiplin cezasının kesinleşmesinin üzerinden beş yıl geçen avukatların da bu hükümden faydalanmasına imkan tanınmaktadır.
Disiplin suçlarında 5 yıllık bir tekerrür süresi getirildi. 5 yıl içinde aynı veya benzer suç işlenirse bir derece ağır ceza verilecek. Öte yandan, ilk kez suç işleyen veya üzerinden 5 yıl geçen avukatlar için bir derece hafif ceza uygulanabilmesinin önü açıldı.
155. Maddede Yapılan Değişiklikler:
Maddenin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Kanunun 135 inci ve 136 ncı maddesinde yapılan değişikliklerle avukatlara verilecek disiplin cezaları ile bu cezaları gerektiren eylemler ayrıntılı olarak belirlenmektedir. Bu kapsamda yapılan düzenlemelere uyum sağlamak amacıyla 155 inci maddenin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.
159. Maddede Yapılan Değişiklikler:
159. maddenin 3. fıkrasına aşağıdaki cümle ve maddeye şu fıkralar eklenmiştir: “Disiplin Kurulu tarafından kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilmesi halinde, kesinleşen mahkeme kararının ilgili baroya bildirilmesinden itibaren bir yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.”
“Disiplin soruşturması veya kovuşturması sonucu tesis edilen idari işleme karşı dava açılması halinde zamanaşımı süresi kesilir. Mahkemenin idari işlemin iptaline ilişkin kararının ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliğine bildirilmesinden itibaren mahkeme kararı uyarınca en geç iki yıl içinde yeniden yapılacak soruşturma veya kovuşturma sonucuna göre karar verilir. Mahkeme kararının ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliğine ulaşmasından itibaren iki yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilemez.”
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, disiplin kurulu tarafından kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilmesi halinde, kesinleşen mahkeme kararının ilgili baroya bildirilmesinden itibaren bir yıl geçmekle ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı açıkça belirtilmektedir.
Maddeye eklenen yeni fıkrayla, disiplin soruşturması veya kovuşturması sonucu tesis edilen idari işleme karşı dava açılmakla zamanaşımı süresinin kesileceği ve idari işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi hâlinde kararın ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliğine bildirilmesinden itibaren mahkeme kararı uyarınca en geç iki yıl içinde yeniden yapılacak soruşturma veya kovuşturma sonucuna göre karar verileceği hüküm altına alınmaktadır.
Bu şekilde, bir yandan disiplin cezasını gerektiren eylem cezasız bırakılmamakta diğer yandan hukuki belirlilik ilkesi gereğince disiplin cezasının hangi süre içinde verilebileceği açıkça hükme bağlanmaktadır.
Maddede yapılan değişiklikler, hukuki belirlilik ilkesinin daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesini amaçlamaktadır.
160. Maddede Yapılan Değişiklikler:
160. Maddesine “Meslekten çıkarma cezasından başka bir disiplin cezası verilen avukatlar; uyarma, kınama, para ve işten çıkarma cezalarının uygulanmasından itibaren beş yıl geçtikten sonra disiplin kuruluna başvurarak bu disiplin cezalarının sicillerinden silinmesini isteyebilirler. Tekerrür uygulanarak verilen işten çıkarma cezaları bu hükmün dışındadır.” hükmü değiştirilerek getirilmiştir.
Bu değişiklik ile kanuna; İşten çıkarma cezasının beş yıl geçtikten sonra disiplin kuruluna başvururlarak sicilden silinmesini isteyebilme hakkı getirilmiştir. Ancak tekerrür verilerek verilen işten çıkarma cezaları bu kapsamın dışında tutulmuştur.
Disiplin cezalarında yapılan değişikliklerle Türkiye genelindeki tüm baroların disiplin kurullarında farklı uygulamaların önüne geçmek ve bir disiplin içtihadı oluşturmak amaçlanmıştır. En dikkat çekici değişiklik, hangi fiilin hangi cezayı gerektirdiğinin tek tek, liste halinde sayılmasıdır. Eskiden disiplin cezaları daha genel ifadelerle veriliyordu. Şimdi ise; mazeretsiz duruşmaya girmemekten, dilekçe kopyalamaya; reklam yasağından, müvekkile bilgi vermemeye kadar her şey nokta atışı tanımlandı. Disiplin hukukunda kanunilik ve öngörülebilirlik sağlamak. Avukatın hangi eyleminin karşılığında ne alacağını önceden bilmesi hedeflenmiştir.
Özellikle özen yükümlülüğü, dosya tutma, stajyer eğitimi ve işten çıkarma gibi maddelerle avukatlık hizmetinin kalitesini yukarı çekmek. Uzaktan yapılan duruşmalardaki kılık-kıyafet ve ortam düzenine dair disiplin hükmü getirilerek teknolojik gelişmelere hukuki zemin oluşturuldu.
TÜRK CEZA KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
Türk Ceza Kanununun 32 nci maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesi “Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.” şeklinde değiştirilmiştir.
Kanunun 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.” eklenmiş ve altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi “2. Hakaret (üçüncü fıkranın (a) bendi hariç, madde 125),” şeklinde değiştirilmiştir.
Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “dört aydan iki yıla” ve dördüncü fıkrasında yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “dokuz aydan beş yıla” şeklinde değiştirilmiştir.
Kanunun 155 inci maddesine “(3) Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.” fıkrası eklenmiştir.
Kanunun 170 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “bir yıldan beş yıla” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki cümle ile maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.
“Suçun ses ve gaz fişeği atabilen silahla ateş etmek suretiyle işlenmesi halinde kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
“(2) Birinci fıkrada tanımlanan suçun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “dört yıldan sekiz yıla” ibaresi “beş yıldan on yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “dört yıla” ibaresi “beş yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “dörtte birinden yarısına kadar” ibaresi “yarısı oranında” şeklinde değiştirilmiş ve bununla birlikte beşinci fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere “Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.” cümlesi eklenmiştir.
5237 sayılı Kanunun 223 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi, kaçırılması veya alıkonulması
MADDE 223- (1) Hukuka aykırı bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı hareket halinde iken durduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Hukuka aykırı bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen kişi, beş yıldan on yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi amacıyla veya sırasında başka bir suçun işlenmesi halinde ayrıca bu suçtan dolayı ceza verilir.
(5) Kanunda öngörülen şekil, şart ve usullere uygun olarak düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri esnasında birinci ve ikinci fıkrada belirtilen fillerin işlenmesi halinde bu fıkralardaki suç oluşmaz.”
CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
“Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma
MADDE 128/A- (1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
a) Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e),
b) Nitelikli dolandırıcılık (madde 158, fıkra bir, bent f ve l),
c) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245),
suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırksekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilir.
(2) Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili malî kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilir. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında yirmidört saat içinde karar verir.
(3) Askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir malî kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili malî kuruma gecikmeksizin bildirilir.
(4) Birinci fıkra uyarınca malî kurum tarafından askıya alınan veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Bu madde hükümlerine göre elkoyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz.
(5) Elkonulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilir.
(6) Bu madde uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukukî bakımdan sorumlu tutulmaz.
(7) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına elli bin Türk Lirasından üç yüz bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”
Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) eklenen 128/A maddesi, dijital çağın getirdiği hız ve anonimlik karşısında hantal kalan geleneksel elkoyma usullerini modernize etmeyi amaçlıyor. Bu düzenleme, özellikle bilişim yoluyla dolandırıcılık mağdurlarının en büyük sorunu olan paranın saniyeler içinde izinin kaybettirilmesi problemine karşı bir acil fren mekanizmasıdır.
Bilişim suçlarında (phishing, nitelikli dolandırıcılık vb.) suç geliri, bankalar arası transferlerle dakikalar içinde onlarca farklı hesaba dağıtılabilmektedir. Eski usulde, savcılığın talimatı ve mahkeme kararının beklenmesi sürecinde para çoktan nakde çevrilmiş veya yurt dışına çıkarılmış oluyordu. Temel Amaç paranın sistem dışına çıkmasını engellemek ve mağdurun zararını henüz sıcakken tazmin edebilmektir.
Nitekim düzenlemenin en radikal kısmı, banka ve kripto varlık hizmet sağlayıcılarına 48 saate kadar hesabı askıya alma yetkisi vermesidir. Makul bir şüphe oluştuğunda, yargı kararı gelene kadar geçecek sürede paranın transfer edilmemesi için finansal kuruluşlar ilk müdahaleyi yapar. Bu işlemi yapan banka veya çalışanları, madde 6 uyarınca hukuki sorumluluktan muaf tutularak inisiyatif almaları teşvik edilmiştir.
Normal bir taşınmaza veya şirket payına el koymak için CMK 128 uyarınca ilgili kurumlardan rapor alınması gerekirken, bu yeni madde (128/A) ile rapor şartı kaldırılmıştır. Dijital suçlarda saniyelerin önemli olması nedeniyle, rapor bekleme zorunluluğu kaldırılarak sürecin önü açılmıştır.
Düzenlemenin 5. fıkrası, el konulan menfaatin mağdura ait olduğu netleştiğinde, davanın sonlanmasını beklemeden soruşturma veya kovuşturma aşamasında iade edilmesine olanak tanır. Bu, mağdurun yıllarca sürecek bir davanın sonucunu beklemeden parasını geri alabilmesi anlamına gelir.
5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 170)” ibaresi “(madde 170, birinci ve üçüncü fıkra)” şeklinde değiştirilmiştir.
CMK’nın 250. maddesinde yapılan bu değişiklik, aslında hangi suçların “Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması” kapsamında bu usul ile çözülebileceğini netleştiriyor.
Seri muhakeme usulü, şüphelinin müdafi huzurunda kabul etmesi şartıyla davanın hızlıca bitirilmesini sağlar. Atfın sadece belirli fıkralara yapılması, hangi fiillerin bu kapsama girip girmediği konusundaki tereddütleri ortadan kaldırır.
170. maddenin ikinci fıkrası genellikle taksirle (istemeden) işlenen benzer durumlarla karıştırılabiliyordu. Bu düzenleme ile kasten işlenen ve kamu güvenliğini doğrudan tehdit eden belirli ağırlıktaki suçların seri muhakemeye tabi olması pekiştirilmiştir.
Silahla havaya ateş etme (TCK 170/1-c) gibi toplumda sık karşılaşılan ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek nitelikteki suçların, uzun mahkeme süreçleri yerine savcılık aşamasında hakim onayıyla hızlıca sonuçlandırılmasının önü daha net bir şekilde açılmıştır.
5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (7) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 155)” ibaresi “(üçüncü fıkra hariç, madde 155)” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “(125 inci maddenin ikinci fıkrası),” ibaresi “(madde 125)” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.”
Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Sınırlandırma
TCK 155. maddede düzenlenen Güveni Kötüye Kullanma suçu genel olarak uzlaşma kapsamındayken, yapılan değişiklikle bu maddenin üçüncü fıkrası kapsam dışı bırakılmıştır. Bu fıkra; suçun meslek, sanat, ticaret veya hizmet ilişkisi nedeniyle ya da başkasının mallarını yönetme yetkisi çerçevesinde işlenmesini (nitelikli hal) kapsar. Yani, profesyonel bir güven ilişkisinin istismar edildiği ağır durumlar artık uzlaşma ile değil, doğrudan kamu davası yoluyla cezalandırılacaktır.
Hakaret Suçunun Kapsamında Genişleme
TCK 125. maddede yer alan Hakaret suçuyla ilgili yapılan değişiklik, atfı genişletmiştir. Daha önce sadece “sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle hakaret” (ikinci fıkra) özel olarak zikredilirken, yeni ibare doğrudan “madde 125” diyerek suçun tüm temel hallerini uzlaştırma kapsamına dahil etmiştir. Bu durum, hakaret suçlarında tarafların el sıkışarak yargı sürecini sonlandırması imkanını usulen daha net hale getirmiştir.
Önödeme ve Uzlaştırma Arasındaki Engel Kalktı
En dikkat çekici yenilik ise eklenen son cümledir. Mevcut hukukta, uzlaşmaya tabi bir suç ile uzlaşma kapsamında olmayan (örneğin önödemeye tabi) bir suç aynı anda işlenirse uzlaştırma yapılamıyordu. Yeni düzenleme ile aynı mağdura karşı hem önödeme hem de uzlaştırma kapsamında bir suç işlenirse, uzlaştırma usulünün uygulanabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu, mağdurun zararının giderilmesini öncelikleyen ve “tek bir engel yüzünden tüm süreci tıkamayan” çözüm odaklı bir yaklaşımdır.
5271 sayılı Kanunun 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” ibaresi “maddede” şeklinde değiştirilmiştir.
Sonuç olarak bu teknik düzenleme, İstinaf Mahkemelerinin bir dosya üzerindeki karar verme yetkilerini genişleten ve yargılama sürecini hızlandıran usul ekonomisi ilkesi odaklı bir adımdır.
İstinafın Karar Verme Yetkisi Genişledi
Önceki düzenlemede, İstinaf Mahkemesi bir dosyayı incelerken belirli sınırlamalarla karşılaşıyordu. CMK 280/1-e maddesindeki eski ibare, mahkemenin dosyayı yerel mahkemeye geri göndermeden yani bozma kararı vermeden doğrudan düzelterek karar verebileceği alanları kısıtlıyordu. Yapılan değişiklikle atıf doğrudan maddede şeklinde genişletilerek, istinafın davanın esasına girme ve hataları bizzat düzeltme yetkisi en üst seviyeye çıkarılmıştır.
“Bozma” Yerine “Düzeltme” Dönemi
Yargıdaki en büyük şikayetlerden biri, dosyaların üst mahkeme ile yerel mahkeme arasında mekik dokumasıdır. Bu düzenleme ile İstinaf Mahkemesi, dosyada gördüğü hukuka aykırılıkları “bu hatayı yerel mahkeme düzeltsin” diyerek geri göndermek yerine, “bu hatayı ben burada düzeltiyorum” diyerek sonuca bağlayabilecektir. Bu durum, davanın kesinleşme süresini ciddi oranda kısaltacaktır.
Yargılamada Çeviklik ve Verimlilik
İstinafın yetki alanındaki istisnaların temizlenmesi, bürokratik engelleri azaltarak mahkemenin daha esnek karar vermesini sağlar. Böylece basit usuli hatalar veya hukuki yanlışlıklar nedeniyle dosyaların yıllarca adliye koridorlarında bekletilmesinin önüne geçilmesi hedeflenmiştir.
5271 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 8- (1) Soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır.”
Ayrıca bu geçici madde, hukukta kazanılmış hakların korunması ve hukuki belirlilik ilkelerinin bir gereği olarak düzenlenmiştir. Yapılan köklü değişikliklerin (özellikle uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki yeni sınırların) halihazırda devam eden süreçleri mağdur etmemesini amaçlar.
Devam Eden Uzlaşmalara Muafiyet
Kanun değişikliğiyle bazı suçlar uzlaştırma kapsamından çıkarılmış veya şartları değiştirilmiş olsa da (örneğin TCK 155/3’ün kapsam dışı kalması gibi), bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte uzlaşması tamamlanmış olan dosyalar bu değişimden etkilenmeyecektir. Yani taraflar el sıkışmış ve süreç noktalanmışsa, yeni kanun geriye dönük işletilerek bu anlaşmalar bozulmayacaktır.
Eski Mevzuatın Uygulanmaya Devam Etmesi
Geçici madde, geçiş sürecinde bir köprü görevi görür. Maddenin yürürlük tarihi itibarıyla uzlaşma raporu imzalanmış veya süreç başarıyla bitirilmiş dosyalar, değişiklikten önceki eski hükümlere göre sonuçlandırılır. Bu durum, yargıya güveni korurken tarafların yaptığı anlaşmaların geçerliliğini yasal güvence altına alır.
Hukuki Karmaşanın Önlenmesi
Eğer bu geçici madde olmasaydı, yeni kanunla kapsam dışı kalan bir suçta daha önce yapılmış bir uzlaşma, mahkeme aşamasında “artık bu suç uzlaşmaya tabi değil” denilerek iptal edilebilirdi. Düzenleme, bu tür bir kaosun önüne geçerek soruşturma ve kovuşturma makamlarına net bir yol haritası çizmiştir.
CEZA İNFAZ KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 10 uncu maddesinin altıncı fıkrasına “Türk Ceza Kanununun” ibaresinden sonra gelmek üzere “kasten öldürme suçları (82 nci maddenin birinci fıkrasının (d), (e) ve (f) bentleri), deprem nedeniyle bina veya diğer yapıların yıkılması, çökmesi ya da hasar alması sonucu meydana gelen öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (102 nci ve 103 üncü maddeler ile 104 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları),” ibaresi eklenmiş, fıkrada yer alan “tarihi itibarıyla” ibaresi “tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle” ve “tarihinde geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası kapsamında açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler,” ibaresi “tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler,” şeklinde değiştirilmiş, yedinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
Düzenlemenin en can alıcı noktası, bazı ağır suçların infaz avantajlarından yararlanmasını engellemesidir. Geçici 10. madde kapsamındaki iyileştirmelerden şu suçları işleyenler artık faydalanamayacak:
- Nitelikli Kasten Öldürme: Özellikle üstsoy, altsoy, eş, kardeş, çocuk veya kendini savunamayacak kişilere karşı işlenen cinayetler.
- Deprem Suçları: Deprem nedeniyle yapıların yıkılması sonucu meydana gelen ölümlerden sorumlu olanlar (müteahhitler, denetçiler vb.). Bu, toplumsal hassasiyetin yasaya doğrudan yansımasıdır.
- Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar: Cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı suçları bu “erken tahliye” veya “açığa geçiş” kolaylıklarının tamamen dışına itilmiştir.
Zaman Bakımından Uygulama ve Geçici Statünün Netleşmesi
“Tarihi itibarıyla” ibaresinin “Tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar” şeklinde değiştirilmesi, uygulama birliğini sağlamayı amaçlar. Bu sayede, belirtilen tarihten önce suçu işlemiş ancak henüz infazı başlamamış veya devam eden kişiler için belirsizlik ortadan kaldırılmış, yasanın hangi suç tarihlerini kapsadığı netleştirilmiştir.
Açık Cezaevi Şartlarının Yeniden Çizilmesi
Yedinci ve sekizinci fıkraların yürürlükten kaldırılması, infaz sistemindeki bazı karmaşık özel izin veya hızlı geçiş mekanizmalarının sonlandırıldığı anlamına gelir. Bu, infazda daha disiplinli bir sürece dönüldüğünün işaretidir. Belirli ağır suçlardan hükümlü olanların, açık cezaevinin sunduğu sosyal hayata yakınlaşma imkanlarından yararlanması zorlaştırılmıştır.
SOSYAL SİGORTALAR KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 111– Bu Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında 1/1/2016 tarihinden önceye ait olup ödenmemiş genel sağlık sigortası primleri ile gecikme cezası ve gecikme zammı gibi ferî alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilir. Bu maddenin yayımlandığı tarihe kadar söz konusu süreler için ödenmiş olan primler iade ve mahsup edilmez.”
Düzenleme, herhangi bir kapsamda (sigortalı çalışma, bağ-kur, emeklilik vb.) tescili bulunmayan ve gelir testi yaptırmadığı için sistem tarafından otomatik olarak GSS borcu çıkarılan kişileri (5510 sayılı Kanun 60/g bendi) hedeflemektedir. Borçların silinmesi için 1 Ocak 2016 tarihinden öncesine ait olması gerekmektedir. Bu tarihten sonraki borçlar mevcut düzenlemenin dışındadır.
Bu madde sadece gecikme zammını veya faizini değil, borcun aslını da kapsamaktadır.
1/1/2016 öncesine ait ödenmemiş prim borçları, gecikme cezaları ve gecikme zamlarının tamamından devlet vazgeçmiştir.
Vatandaşların bu borçları ödemek için herhangi bir başvuru yapmasına gerek kalmaksızın, sistem üzerinden silme işleminin yapılması amaçlanır.
Maddenin son cümlesi, hukuki belirlilik ve idari istikrar ilkesi gereği bir sınır çizmektedir:
- Eğer bu madde yayımlanmadan önce borcunuzu ödediyseniz, “ben ödedim, şimdi af çıktı, paramı geri istiyorum” diyerek iade talebinde bulunamazsınız.
- Dolayısıyla ödenmiş tutarlar hazineye gelir kaydedilmiş sayılır ve mahsup (başka borca sayma) işlemi yapılamaz.
Temel Amaç:
Bu değişikliğin özgün amacı, ekonomik olarak dezavantajlı durumda olan veya geçmiş yıllarda sisteme dahil olamamış vatandaşların üzerindeki kronikleşmiş borç yükünü temizlemektir. Devlet, tahsil kabiliyeti düşük olan çok eski alacaklarından vazgeçerek, sosyal güvenlik sisteminde daha güncel ve takip edilebilir bir veri tabanı oluşturmayı hedeflemektedir.
VERGİ USUL KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 37– 2025 hesap dönemi ile geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2026, 2027 ve 2028 yılında biten hesap dönemleri itibarıyla) mükerrer 298 inci madde kapsamındaki enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın mali tablolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmaz. Bu fıkra kapsamında belirlenen dönemleri geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere üç hesap dönemine kadar uzatmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.
Mükerrer 298 inci maddenin (Ç) fıkrası uygulaması açısından, birinci fıkrada enflasyon düzeltmesi yapılmayacağı belirtilen dönemler (yetki kapsamında uzatılan dönemler dahil) enflasyon düzeltmesi şartlarının gerçekleşmediği dönem olarak değerlendirilir.
Bu madde hükümleri, geçici 33 üncü maddenin dördüncü fıkrası kapsamında olan mükellefler hakkında da uygulanır.
Bu maddenin birinci ve ikinci fıkrası hükümleri, mükerrer 298 inci maddenin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamında olan mükellefler bakımından geçerli değildir.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.”
Normal şartlarda enflasyonun belli bir eşiği aşması durumunda şirketlerin mali tablolarını düzeltmesi yasal bir zorunluluktur. Ancak bu maddeyle; 2025, 2026 ve 2027 yıllarında enflasyon şartları oluşsa bile (fiyatlar artsa dahi) şirketlerin mali tablolarında enflasyon düzeltmesi yapılmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu süreçte Cumhurbaşkanı’na, bu süreyi 3 yıl daha uzatma yetkisi verilerek esneklik sağlanmıştır.
Enflasyon düzeltmesi, şirketler için hem çok karmaşık bir muhasebe süreci hem de duran varlıkların değerlenmesi nedeniyle ek bir vergi yükü (vergisiz kazanç üzerinden vergi ödenmesi gibi durumlar) oluşturabiliyordu.
Temel Amaç, şirketlerin üzerindeki bu idari ve mali yükü geçici bir süre askıya alarak, işletmelere bir nefes alanı yaratmak ve mali tabloların geleneksel yöntemlerle takibini sağlamaktır.
Düzenleme herkesi aynı şekilde kapsamıyor. Maddenin son fıkrasında belirtilen mükerrer 298/A-9 kapsamındaki mükellefler (bankalar, sigorta şirketleri, finans kuruluşları gibi belirli kurumlar) bu muafiyetin dışındadır. Yani finansal devler enflasyon düzeltmesi yapmaya devam ederken, reel sektördeki diğer işletmeler bu zorunluluktan muaf tutulmuştur.
TÜRK MEDENİ KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 733 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde ve dördüncü fıkrasında yer alan “iki yıl” ibaresi “bir yıl” şeklinde değiştirilmiştir.
“8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.”
İhale ve Cebri Satışlarda Önalım Engelinin Kapsamı Genişledi
Eski düzenlemede sadece cebri artırmayla (icra yoluyla) yapılan satışlarda önalım hakkının kullanılamayacağı belirtiliyordu. Yeni düzenleme ile buna 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar da eklendi.
Sonuç: Artık devletten ihale yoluyla bir taşınmaz payı satın alan kişiye karşı, diğer paydaşlar “önalım hakkım var, o payı ben alacağım” diyerek dava açamayacak. Bu, kamu ihalelerine katılan alıcıların “acaba paydaşlar dava açar mı?” endişesini ortadan kaldırarak mülkiyet güvenliğini pekiştirir.
Hak Düşürücü Süre Kısaldı: 2 Yıl Yerine 1 Yıl
Önalım hakkının kullanılması için yasada iki tür süre vardır. Birincisi, satışın noter aracılığıyla bildirilmesinden itibaren başlayan 3 aylık süre (bu değişmedi). İkincisi ise, satışın bildirilmediği durumlarda her halükarda geçerli olan azami süreydi.
Değişiklik: Satıştan itibaren 2 yıl olan dava açma süresi 1 yıla indirilmiştir.
Amacı: Taşınmazı satın alan kişinin “başka bir paydaş dava açacak mı?” diye beklediği belirsizlik süresi yarı yarıya kısaltılmıştır. Bu, taşınmaz piyasasındaki hukuki hareketliliği hızlandırmayı amaçlayan bir adımdır.
Bu madde, taşınmaz paydaşları arasındaki sürpriz dava riskini azaltırken, devlet ihaleleriyle mülkiyet edinenlerin haklarını koruma altına almıştır. Bir yılın sonunda, satıştan haberdar edilmemiş olsalar dahi paydaşların dava açma hakkı kesin olarak sona erecektir.
4721 sayılı Kanunun 734 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir.”
Tapudaki Satış Bedeli Yerine Rayiç Bedel
Eski uygulamada genellikle tapuda gösterilen satış bedeli esas alınıyordu. Yeni düzenleme ile rayiç bedel kavramı merkeze alınmıştır.
Hakim, davanın başında payın güncel piyasa değerini (rayiç bedelini) gecikmeksizin belirleyecektir. Bu, davacının çok düşük bedellerle (örneğin tapuda düşük gösterilmiş eski satış rakamlarıyla) mülk edinmesinin önüne geçmektedir.
Paranın Nemalandırılması (Faiz Getirisi) Zorunluluğu
En devrim niteliğindeki değişiklik budur. Önalım hakkını kullanmak isteyen kişi, hakimin belirlediği rayiç bedeli ve tapu giderlerini hakimin belirlediği bir hesaba yatıracaktır.
- Bu para orada beklerken nemalandırılacak (faiz/getiri sağlanacak).
- Dava bittiğinde, taşınmazı devretmek zorunda kalan alıcı, parayı sadece yatırıldığı haliyle değil, biriken nemasıyla (getirisiyle) birlikte alacaktır. Böylece alıcının parası yargılama süresince enflasyona karşı korunmuş olacaktır.
Kesin Süre ve Nakden Yatırma Şartı
Düzenleme, süreci hızlandırmak için davacıya (önalım hakkı sahibine) katı bir yükümlülük getirmektedir:
Hakim tarafından belirlenen bedel, verilen kesin süre içinde nakden yatırılmalıdır.
Eğer bu süre kaçırılırsa veya para yatırılmazsa, mahkeme doğrudan tescil talebini reddedecek; yani önalım hakkı sahibi o payı alamayacaktır.
4721 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 733 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan satışlar bakımından uygulanmaz. Bu satışlar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 734 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da uygulanır.”
Bu geçici madde, Medeni Kanun’da yapılan Önalım Hakkı değişikliklerinin hangi tarihteki işlemleri etkileyeceğine dair çok kritik bir ayırım getirmektedir. Kanun koyucu, dava açma süresi ile paranın yatırılması usulü arasında ikili bir geçiş rejimi belirlemiştir.
Dava Açma Süresinde “Eski Satışa Eski Kural” (733. Madde)
Hatırlarsanız, yapılan değişiklikle dava açma süresi 2 yıldan 1 yıla indirilmiş ve devlet ihaleleri kapsam dışı bırakılmıştı.
Eğer taşınmaz satışı, bu kanun yürürlüğe girmeden önce yapılmışsa, eski kurallar geçerlidir.
Yeni kanundan önce yapılmış bir satış için hala 2 yıllık dava açma süreniz varsa, bu süre 1 yıla düşmez; hakkınız korunur. Devlet ihalesiyle alınan yerler için de eğer satış eskiyse eski hükümler uygulanmaya devam eder. Bu, hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucudur.
Yargılama Usulünde “Derhal Uygulama” (734. Madde)
Rayiç bedel tespiti ve paranın nemalandırılmasına (faiz getirisinin eklenmesine) ilişkin kuralda ise durum tam tersidir.
Kural olarak dava ne zaman açılmış olursa olsun (yeni kanundan önce açılmış olsa bile), mahkeme süreci devam ediyorsa yeni kurallar uygulanır.
Sonuç olarak halihazırda devam eden bir şufa davanız varsa, hakim artık taşınmazın rayiç bedelini belirleyecek ve yatırılan paranın nemalandırılmasına karar verecektir. Bu, yargılamanın doğasını değiştiren “usuli” bir kural olduğu için bekleyen tüm davalara derhal sirayet eder.

11. Yargı Paketi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Hesabımdan bilgim dışında para çekilirse devlet ne yapacak?
Yeni CMK 128/A maddesiyle bankalar, dolandırıcılık şüphesi olan işlemlere konu hesapları 48 saat boyunca dondurabilecek. Savcılık onayıyla bu paraya el konulup, davanın bitmesi beklenmeden mağdura iade edilebilecek.
Hisseli bir taşınmazda ortağım payını başkasına sattı, ben bu payı eski fiyattan alabilir miyim?
Hayır, artık tapudaki satış bedeli değil, mahkemenin belirleyeceği güncel rayiç bedel üzerinden alım yapabilirsiniz. Ayrıca yatıracağınız para, dava sürerken bankada nemalandırılacak (faiz işleyecek).
Satışı geç öğrendim, dava açmak için ne kadar vaktim var?
Eğer satış size noterden bildirilmemişse, satış tarihinden itibaren dava açma süreniz 2 yıldan 1 yıla indirildi. Süreci hızlandırmanız gerekiyor.
Devlet ihalesinden aldığım bir yer için diğer hissedarlar “önalım davası” açabilir mi?
Yeni düzenlemeyle 2886 sayılı Kanun (ihale yolu) ile yapılan satışlarda önalım hakkı kullanılamaz. Satın aldığınız yer artık bu tür davalara kapalıdır.
2015 yılından kalan GSS borçlarım ne olacak?
1 Ocak 2016 tarihinden öncesine ait tüm ana para, faiz ve gecikme zamları tamamen silindi. Herhangi bir ödeme yapmanıza gerek kalmadı.
Depremde binası yıkılan müteahhitler açık cezaevine geçebilir mi?
Hayır, deprem nedeniyle binası yıkılan ve ölüme sebebiyet verenler, bu paketle birlikte infaz iyileştirmelerinin ve açık cezaevi avantajlarının dışında tutuldu.
Sosyal medyadan edilen hakaretler için hala mahkemeye mi gidilecek?
Hakaret suçunun tüm halleri uzlaştırma kapsamına alındı. Taraflar mahkemeye gitmeden önce bir uzlaştırmacı aracılığıyla anlaşıp dosyayı kapatabilecekler.
Muhasebecim paramı zimmetine geçirdi, uzlaşmak zorunda mıyım?
Hayır, meslek veya hizmet ilişkisi nedeniyle işlenen “Güveni Kötüye Kullanma” suçları uzlaşma kapsamından çıkarıldı. Bu suçlar artık doğrudan kamu davası olarak görülecek.
Şirketim 2025 yılında enflasyon düzeltmesi yapmak zorunda mı?
Hayır, reel sektör işletmeleri için enflasyon düzeltmesi zorunluluğu 2025, 2026 ve 2027 yılları için askıya alındı. Bu, şirketlerin kağıt üzerindeki karlardan vergi ödemesini önleyecek.
Yerel mahkemenin yanlış kararını üst mahkeme düzeltebilir mi yoksa dosyayı geri mi gönderir?
İstinaf mahkemelerinin yetkisi genişletildi. Artık dosyayı “hata var” diyerek geri göndermek yerine, hatayı kendisi düzelterek nihai kararı verebilecek. Bu, davaların yıllarca sürmesini engelleyecek.